(Bu yazı, kitaptan alıntılar içermektedir.)
"Bütün hayatımı kelimeler uğruna harcadım, içi boş kelimeler uğruna. Kelimelerin gerçek anlamlarını bilmeden onlarla oynadım. Oyunları da kelimelerin içinde tutukladım."(Tehlikeli Oyunlar, s.448)
“Tehlikeli Oyunlar”ı araya pek çok kitabı da sığdırarak ve uzun bir ara vererek tam 32 günde bitirmişim. Ben saymadım günleri de 1000 Kitap benim yerime sayıyor:) Kitabı bitirip alıntılarımı gözden geçirip bir şeyler yazmak istediğimde A4 boyutunda yaklaşık yedi sayfalık bir alıntı biriktiğini fark ettim. 1000 Kitap’a gelip alıntı eklemeye başlayınca fark ettiğim bir husus var: Bazı kitaplar öyle dolu ki elinizden gelse kitabın her sayfasından alıntı yapmak istiyorsunuz. Hatta bence bazı kitaplar öyküsünden çok cümleleri, dili ve üslubu için okunuyor. “Tehlikeli Oyunlar” da tıpkı Atay’ın diğer kitapları gibi –Bir Bilimadamının Romanı hariç- satır satır alıntılanabilecek dolulukta.
"Peki bu kitap ne anlatıyor?" diye soracak olsak herhalde aşağı yukarı kitabı okuyan herkes “Hikmet Benol ismindeki bir adamın hayatından kesitler” cümlesinde hemfikir olacaktır. Kitapta Hikmet’in evliliğinden, karısı Sevgi’den, sevgilisi Bilge’den, komşularından, arkadaşlarından kısacası bir bireyin sıradan günlük yaşamından bahsediliyor. Peki Hikmet Benol mühim bir adam mıdır? Cevabımız kocaman bir “hayır” olacak. Peki Oğuz Atay nasıl oluyor da sıradan bir adamdan 476 sayfalık hacimli bir roman çıkartabiliyor? Üstelik bu roman hemen her satırıyla dolu dolu ve her satırıyla okunmaya değer olabiliyor? O da Oğuz Atay farkı diyebiliriz. Oğuz Atay’ın ironik dili kitabın her satırına sinmiş durumda. Zaman zaman kendine göndermeler yapıyor ki bence bu göndermelerden en güzeli şu satırlar:
"Beni okumayı sakın ihmal etmeyin, bütün kitapçılarda bulunuyorum, bu