Var oluşsal mücadele... Dünyaya neden geldiğimizi ,nereden geldiğimizi bilmiyoruz. Sadece dünyadaki malzeme ile fiiliyatımızın eriğini aramaya bulmaya ,çabalıyoruz . Bu arayışın sonu bazen inançlara dönüşebilmekte. Arayış atadan bilgilerle bilinmezliğin sessiz gizeminden dogmanın sabit düzenine evrilebilir. Sessiz gizemden çok sabit düzen daha güvenilir gelir insanoğluna. İnsanoğlu yapısı gereği bilinmezlikten hep korkar ve hayatın idamı için doğruluğuna yanlışlığına bakılmaksızın bu tahminleri benimser. Varlığının amacının ne olduğunu bulma isteğinin yerindeki boşluğu doldurmaktır asıl uğraş .
İnanç vicdandır .Vicdanını rahat ettirdiğin kadar huzurlusundur İnanç alışkanlıktır farklı opsiyonlarla karşılaştığında alışmış olduğun olgunun değişmesinden korktuğun için rahatsızlık duyarsın . Kısacası inanç yaşadıkça sığındığımız sabit fikirler mağarasıdır . Sığınak sandınız mağara aslında dış dünyanın gerçeklerinden saklanmaya ,gerçeklere kör olmaya neden olur. Bazen kör olmanın verdiği işlevsizlik gerçeği yanlış değerlendirip yargılar. mağaradan çıkılmaya cesaret edilmez Çünkü o mağaradaki düzeninin bozulacağı düşünülür.
Dogmayı bu kadar içselleştirmemizdeki temel neden gayedir. İnsan akli disiplin için uğrunda varlık göstereceği bir gayeye ihtiyaç duyar. Gayesiz yani amaçsız bir akıl boşluğa benzer ve hayat rüzgarında savrulup gider. İşte bunu yaratıcıyla temellendirmek Bazı insanların Kurtuluş bulduğu gayedir .Ama safi buna inanmak ve diğer olguları hiçe saymak insanlığa ve insanın kendisine en büyük zarardır. İnsan özgür bir varlıktır ancak aynı şekilde başkasının özgürlüğünü kısıtlamayı seven de bir varlıktır .Maalesef bu dengeyi kuramayan insanoğlu dünyayı kaosa sürükler. Bazen düşündürür acaba İnsanoğlu kaosu mu sever. Belki de bazıları için tanrı yalandır tek