“Onların, tasavvuf anlayışları kendi kaynaklarında çok çeşitli biçimlerde tarif edilmiş ve yorumlanmıştır. Bu tarif ve yorumlara bakıldığında, her bir sufi’nin, kendi hayatında en çok üzerinde durduğu ve bir hayat tarzı olarak benimsediği halini öne çıkardığı görülür. Ama hepsinin ortak noktası, tasavvufun, hayatta insana Tanrı'yı unutturmaktan başka bir şeye yaramayan dünyevi zevklerden, gailelerden, arzu ve hırslardan, tutkulardan, ahlaki zaaflardan, beşeri ihtiyaçlardan uzaklaşıp ( terk-i mesivd) O'na daha çok yaklaştıracak O'nu hayatının merkezine alacak bir düşünce, bir ruh hali ve yaşama tarzından ibaret oluşudur. Mutasavvıflar bu amaca ulaşmak için değişik
nazariyeler ve usuller geliştirmiş olup her birinin ayrı bir yolu vardır. Sufiler de bu yollardan birini tercih ederler ve o yolda hayatlarını nizama sokarlar. Fakat bu yolların hemen hepsinin kesiştilderi nokta, ilmin insanı hiçbir şekilde ilahi aşka ulaştıramayacağı inancıdır”