Yazarın okumuş olduğum ilk eseriydi bu yüzden çok yabancıydım diline. Belki de ilk eser olarak yanlış tercih yaptığımdan ötürü çok bocaladım kitapta. Bu bocalama kitabın yarısına kadar da devam etti. Belli bir olay örgüsünün olmaması ve karakter sayısındaki fazlalık okurken yordu. Ben kitap okurken altını çizmeyi severim cümlelerin. Ancak bu kitapta altını değil de üstünü çizeceğim çok yerler oldu. Dil yapısını ve üslubunu beğenmedim. Gündüz kuşağı programlarının yazılı hali gibiydi.
“Sanat toplum içindir” anlayışıyla yazıldığını düşünüyorum. Çünkü çok halk diliyle sanat kaygısı gütmeden kaleme alınmış bir toplum kitabı. Bundan 100 yıl sonra okunsa veya başka dillerden insanlar okusa şimdiki Türkiyenin toplum çöküşlerine şahit olur.
Bence bu kitabın bir sonu olmamalıydı. Yazar bir yere bağlamış ama bu bağladığı yer çok basit kalmış. Ama biraz önce de söylediğim gibi sanat kaygısı ve beğenilme kaygısı gütmeyen bir kitap. Ama bence Ayfer Tunç okunacaksa ilk bu eserinden başlamamak gerekir. Ben o hatayı yaptığım için diğer eserlerine bakar mıyım bilemiyorum.
Bu eserinde dikkat çeken bir diğer nokta da insanların karamsar, içe dönük ve hep geçmişten bahsetmeleri, akıl hastanesinin seni gibi manzarası varken oraya sırtını dönmesi dikkatimi çekti. Herkes o duvarı kırıp deniz manzarasını açmak istiyor ama cesaret eden olamıyor. Hayat gibi…
Eseri ilk okurken 14 Şubat sevgililer gününden başlıyor. Bu yüzden bir aşk kitabı okuyacağımı düşünmüştüm. Fakat ilerledikçe bu tarihin 14 Şubat 2001 yılındaki ekonomik krize değindiğini anladım. İnce mesajları var.
Her karakterin ölümü Kara çarşambaya bağlanmış. Ve karakterler arası bağlantılar güzel kurulmuş.
Bu kitabı ilk okuduğumda puanım 10 üzerinden 4 idi. Fakat bitirdikten sonra yorumlayıp, kitap üzerine konuştuğum zaman puanım