Ç.

Ç.
@birkucukeylulmeseleesi
Kendi halinde bir okur, kendi halinde bir yazar. Kendime yazdığım romanımdan alıntılar paylaşıyorum. Yazdıklarım, duygularımın kelimelere dökülmüş halinden ibaret ..
Yazmak… Yazmak yaşamak gerektirir.
Edebiyat
Reklam
Bu bir şaka mıydı? Bir yanılsama mı? Günlerdir süren bu sessizlikten sonra, tam da o her şeyden vazgeçmişken, tam da o kendi cehennemine alışmışken... Bu, tanrının bir lütfu muydu, yoksa şeytanın en acımasız oyunu mu? Titreyen parmağıyla mesajı açtı. Bütün bir roman beklemiyordu, hayır. Uzun bir açıklama, bir hesap sorma ya da bir af dileme değil. Ama gördüğü şey, bütün bu ihtimallerden daha sarsıcı, daha anlamsız ve bu yüzden daha derindi. Tek bir cümle. Sadece iki kelime: “Yağmur dindi.” Cümleyi defalarca okudu. Beyninin içindeki bütün o paslı çarklar, gıcırdayarak dönmeye başladı. Yağmur dindi. Ne demekti bu şimdi? Hangi yağmur? Ankara’nın o ahmak, o günlerdir aralıksız yağan ve insanın ruhunu küflendiren ıslaklığı mı? Yoksa... yoksa o bizim bildiğimiz yağmur mu, albayım? O ruhlarımıza yağan kurşuni sıkıntı mı? Bu bir meteoroloji raporu muydu, yoksa bir af ilanı mı? Bu bir başlangıç mıydı, yoksa her şeyin aslında ne kadar basit olduğunun, bütün o felsefelerin, bütün o sancıların anlamsız olduğunun ilanı mı? “Hava açtı, artık konuşabiliriz,” mi demekti bu? Yoksa “Bak, hayat devam ediyor, sen de kendi yoluna git,” mi? Delirecekti.
Edebiyat
Puan vermedi
Uyarı: Bu satırlar, bir aşkın en mahrem anlarını, umudunu ve kırılışını barındırır. Nâzım ile Piraye'nin arasındaki o köprüyü kendi başınıza, adım adım yürümek isterseniz, belki de önce kitabı okumalısınız. Bu mektuplar mürekkeple değil, sevda kanıyla yazılmış. Kâğıdı eline aldığında avuçlarında yanan bir kor hissedersin. Her harf, demir parmaklığa dayanmış bir alnın soğukluğu, her cümle, o taş duvarlarda yankılanan bir nefes. Anlıyorsun. Dört duvar arasında bir adamın, bütün bir kâinatı bir kadına nasıl sığdırdığını anlıyorsun. Hasret bu. Bazen avludaki bir avuç gökyüzü, bazen sabahın köründe gelen bir mektubun umudu, bazen de parmak uçlarına sinmiş tütün kokusudur. Piraye'nin saçının teli, Nâzım'ın prangasındaki en hür bayrak oluyor. Onun gözlerinin hayali, en karanlık hücreyi aydınlatan güneş. Bu sadece bir aşk değil, anlıyor musun? Bu, hayata tutunmanın, kavgaya devam etmenin, memleketi bir kadının yüzünde sevmenin en çıplak, en deli halidir. Bırak o mektuplar ruhuna işlesin. Bırak Nâzım'ın hasreti senin hasretin, Piraye'nin bekleyişi senin bekleyişin olsun. O zaman anlarsın ki en büyük esaret, sevdasız bir yürektir. Bu satırlar ise hürriyetin ta kendisidir.
Edebiyat
Piraye'ye MektuplarNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20176,1bin okunma
9/10
·479 syf.··
2025 1. kitabı
Spoiler Uyarısı: Bu satırların ardında, Hikmet'in ve belki de biraz benim ruhumun dehlizlerinde kaybolacaksınız. Henüz o tehlikeli oyunlara adım atmadıysanız, belki de kendi oyunlarınız bitene kadar beklemelisiniz. Ah, Hikmet'im... Benim zavallı, her şeyi anlamaya çalışan ama sonunda anladıklarıyla paramparça olan gölgem... "Tehlikeli Oyunlar"ı kaleme alırken, bir roman yazdığımı mı sanıyordum, yoksa aklın almadığı, ruhun kaldırmadığı bu hayat denilen absürt piyesin provalarını mı kağıda döküyordum, inanın artık ben de bilmiyorum. Sizler, satırların arasında bir kurgu, bir karakter aradınız. Oysa ben, var olmanın dayanılmaz ağırlığı altında ezilen, kelimelerle kendine yeni bir dünya, daha katlanılır bir gerçeklik icat etmeye çalışan bir adamın sayıklamalarını fısıldadım sadece. Bu kitap, bir başlangıcı ve sonu olan o muntazam hikâyelerden değildir. O, bilincin dipsiz bir kuyuya düşerken duvara tutunmaya çalıştığı tırnak izleridir. Eğer okurken rahatınız kaçtıysa, zihniniz bulandıysa ve sonunda "ne anlatılıyor burada?" diye sorduysanız, ne mutlu bana. Demek ki Hikmet'in görünmez odalarında siz de biraz yaşamışsınız.
1000Kitap
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
“Aldanma!” diye gürledi. “Bu adam, sahtekârın kendisidir. Kelimeleri, o yerin gürültüsünü bastırmak için kullandığı birer yalandan ibaret. O, uçurumun kenarına gelmiş olabilir, evet. Ama sadece aşağı tükürmek için. O, yangınları çağırır, ama parmağındaki o küçük altın tanrı, o yangınları asla başlatmayacak olan yağmur duasıdır. Ona cevap vermek, onun yalanına ortak olmak, onun sahte yangınına kendi ruhundan odun taşımaktır. Kendine acımaktır bu! Ve sen, kendine acımanın en büyük tehlike olduğunu herkesten iyi bilirsin!”
Edebiyat
Reklam