Bu bir şaka mıydı? Bir yanılsama mı? Günlerdir süren bu sessizlikten sonra, tam da o her şeyden vazgeçmişken, tam da o kendi cehennemine alışmışken... Bu, tanrının bir lütfu muydu, yoksa şeytanın en acımasız oyunu mu?
Titreyen parmağıyla mesajı açtı. Bütün bir roman beklemiyordu, hayır. Uzun bir açıklama, bir hesap sorma ya da bir af dileme değil. Ama gördüğü şey, bütün bu ihtimallerden daha sarsıcı, daha anlamsız ve bu yüzden daha derindi. Tek bir cümle. Sadece iki kelime:
“Yağmur dindi.”
Cümleyi defalarca okudu. Beyninin içindeki bütün o paslı çarklar, gıcırdayarak dönmeye başladı. Yağmur dindi. Ne demekti bu şimdi? Hangi yağmur? Ankara’nın o ahmak, o günlerdir aralıksız yağan ve insanın ruhunu küflendiren ıslaklığı mı? Yoksa... yoksa o bizim bildiğimiz yağmur mu, albayım? O ruhlarımıza yağan kurşuni sıkıntı mı? Bu bir meteoroloji raporu muydu, yoksa bir af ilanı mı? Bu bir başlangıç mıydı, yoksa her şeyin aslında ne kadar basit olduğunun, bütün o felsefelerin, bütün o sancıların anlamsız olduğunun ilanı mı? “Hava açtı, artık konuşabiliriz,” mi demekti bu? Yoksa “Bak, hayat devam ediyor, sen de kendi yoluna git,” mi?
Delirecekti.