Başlangıçta üç şey çok dikkatimi çekiyor:
Zaman kavramı — her şey sanki biraz bozulmuş, saatler bile doğru çalışmıyor gibi.
Hayri’nin dili — sade ama derin, sanki bir yandan konuşuyor bir yandan düşünüyor.
Eskiyle yeninin çatışması — Tanpınar bu kısmı öyle doğal işlemiş ki, hem geçmişe özlem var hem de değişime bir mesafe.
Dün gece itibarıyla Yaz Yağmuru’nu bitirdim. Tanpınar’ın o kendine has dili yine beni bambaşka bir yere götürdü. Yanıma Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü de almıştım, bugün ona başladım.
Siz olsaydınız, “bunu mutlaka oku” diyeceğiniz kitap hangisi olurdu? 📚💫
Sevgili okur, öncelikle ben kitabı beğendim. Tanpınar, Yaz Yağmuru’nda sadece hikâyeler anlatmamış; zamanı, duyguları ve insanın iç sesini de anlatmış. Her satırında dingin ama derin bir hüzün var etmiş. Tanpınar'ın karakterleri konuşmaz, sadece düşünür; bazen geçmişle, bazen de kendi içlerindeki sessizlikle hesaplaşır. Kitaptaki hikayeler bunu çok iyi yansıtmış.
Bu kitap, hızlı okunacak bir hikâye kitabı değil; daha çok durup düşünmeyi, satır aralarında kendini bulmayı isteyen bir yolculuk. Tanpınar’ın dili hem zarif hem de şiir gibi akar. Okudukça yağmurun serinliğini değil, o yağmurun insanın iç dünyasında bıraktığı yankıyı hissediyorsun.