En büyük acıyı, “Ben kimim?” sorusuyla boğuşmayı beceremediğimizde ve öfkemizin bu soruları ele almamız gerektiğine işaret ettiğini reddettiğimizde yaşarız. Kendi belirsizliğimizi kabul etmek büyük bir cesarettir öfke bizi genellikle, üzerinde iyi düşünmediğimiz ya da üstelemeye hazır olmadığımız konumları benimsemeye yöneltir.
Öfkeyi etkili bir biçimde kullanmayı öğrenmek, sorunlarımıza yol açtığını ve bizi mutsuz ettiğini düşündüğümüz diğer kişiyi suçlamaktan; diğer insanları değiştirmenin bizim işimiz olduğu fikrinden; onlara ne düşünmeleri, ne hissetmeleri ve nasıl davranmaları gerektiğini söylemekten vazgeçmeyi gerektirir.
Bu şekilde kadın, sorun çıkmasın diye kendi istek ya da tercihlerini, eşinin onun hakkındaki istek ve tercihleriyle özdeşleştirerek tanımlar. Kendini, erkeğin onu tanımladığı şekilde tanımlar. Onun istek ve beklentilerine uymak için, kim olduğu hakkındaki kendi bilincini feda eder. Bu benliksizleşme süreci bilinç altında gerçekleşir ve kadın, kocasıyla tam bir uyum içinde olduğunu hissedebilir. Duygusal ya da
fiziksel sorunları olsa bile bu sorunları, başka bir insanı korumak ve ilişkiyi sakin tutmak için yaptığı özverilerle bağdaştıramaz.