Yok canlıdan eser, bomboş öyle her yer:
Arada da yalnızca bir buz çölü.
Oraya baksan buz, buraya baksan buz,
Buzlar uzanıyor dört bir yöne;
Çatırdıyor, gürlüyor, uğulduyor, kükrüyor:
Kendinden geçmiş bir velvele!
Direkler eğik, burnumuz batmış suya;
İnsan düşmanın sillesinden kaçar ya
Soluğunu ensesinde duya duya
Ve koşar başını hiç kaldırmadan,
Gemi öyle koştu, rüzgâr öyle coştu:
Kaçtık güneye hiç durmadan.
Evrende, görünmeyen varlıkların sayısının görünenlerden daha fazla olduğuna inanmakta hiç güçlük çekmiyorum. Ama bunların familyalarını bize kim söyleyebilir? Ve her birinin önem derecesini, diğerlerine benzeyen ve onlardan farklı yanlarını ve işlevini kimden öğrenebiliriz? Ne yaparlar? Nerede yaşarlar? İnsan aklı her zaman bu konularda bilgi edinmeye çalışmış ama edinememiştir. Gene de, bazen düşüncelerimizde, bir resme bakar gibi daha büyük ve iyi bir dünyaya bakmanın yararlı olduğunu inkar edemem. Bunu yapmayacak olursak, akıllarımız günlük hayatın sıradan konularına alışıp fazlasıyla büzülebilir ve yalnızca tümüyle önemsiz düşüncelere gömülebilir. Ama bir yandan da gerçek konusunda dikkatli olmalı, ölçüyü kaçırmamalı, kesin olanı olmayandan, gündüzü geceden ayırabilmeliyiz.
- T. BURNET, Archaeol. Phil.