Anne babalar çocuklarıyla konuşmuyor, günlerini nasıl geçirdiklerini sormuyorlar. Zaman bulduklarında ellerine oyuncak, şeker verdikten sonra
başlarını okşayarak ‘Hadi bir kenara çekilip oynayın’ diyorlar. Bu, aslında ‘Gözümüzün önünden
kaybolun, ne yaparsanız yapın, yeter ki bizi rahatsız
etmeyin’ demektir. Bu yüzden çocukluk döneminde, çocuğun aklı, ruhu ve kalbi, işlenmemiş bir tarla gibi boş kalıyor çünkü oraya hiçbir iyilik tohumu saçılmamıştır.
Çocuklara iyilik, doğruluk ve sevgiden bahsedilse
bile, bunlar basmakalıp bir şekilde yapılmaktadır.
Anne babalar çocuğun ruhuna ve zekâsına hitap
edecek şekilde konuşamıyorlar; isteseler de bunu
beceremiyorlar.
Doğrusunu söylemek gerekirse çocuklar anne
babaları ve amca, hala, teyze, dayılarıyla aynı evde
yaşadıkları halde âdeta yetim gibidirler. Bazı ailelerde çocuklar çok iyi beslenir, iyi giydirilir ve sağlıklarına çok özen gösterilir. Fakat çocuğun ruhu ve
zekâsı ihmal edilmektedir. Bu şartlar altında yetişen
çocukların, şimdi olduklarından daha kötü olmadıklarına gerçekten şaşırmamız gerekiyor. Bu çocuklar büyüyüp her şeyi anlamaya başladıklarında
çevrelerinde neler görüp hissediyorlar?
Şehirlerin, kasabaların ve köylerin meydan ve
sokaklarında çöplerin biriktiğini gören insanlar,
‘Bunlar sağlığa zararlıdır, bunların burada bırakılması rezalettir,’ diyerek şikâyet ediyorlar.
Anne ve babalar iyi düşünün ve vicdanınıza göre
karar verin. Çocuklarınızı yetiştirdiğiniz ve onların kişiliklerinin şekillendiği aile ortamı zihinsel ve
ruhsal olarak yeteri kadar iyi mi?
Anne babalar ve büyükler çocuklara sürekli olarak ‘Yalan söyleme, kimseyi aldatma, böyle yapmak
iyi değil, bu yaptığın günah’ diyorlar. Çocuklara bu
öğütleri verenler bunlara kendileri uymuyor; yalan
söyleyip, insanları aldatıyorlar. Çocuklara nazik