Selva

@biryazaksami·
·
sabitlendi
Jung, "sorun", "sıkıntı", "hastalık" gibi adlarla tanımladığımız şeylerin, kapımıza gelen tanrı misafiri olduğunu söyler. Değişimimize, dönüşümümüze dair tek imkân bu misafirdedir. Semptomu ortadan kaldırmak, yani verdiği mesajı görmezden gelip "sorun" denilen şeyi yok etmek, bu misafiri kapıdan yollamak, bu nedenle kendi dönüşüm imkanlarımızı da daha onlarla karşılaşmadan geri yollamaktır. Halbuki yapmamız gereken, bu misafiri içeri almaktır. Onunla çay içmek, sohbet etmek, onun ne istediğini öğrenmektir. Bu misafiri içeri alıp ondan ne istediğini öğrenebildiğimizde, "sorun" adını verdiğimiz şey de kendiliğinden ortadan kalkmış olur. Sorun dediğimiz şey bizi hâlâ rahatsız ediyorsa bu, misafirin bize hâlâ söyleyecek şeyleri olduğu içindir.
Reklam
Bir dilin taşıyıcısı olan topluluğun tavrı diline yansır. Nesnelliğe önem verenlerde bilgi alanı alabildiğine genişlediği haldedir, öznel düzlem içinde kalanlarda bilgi alanı sığ kalır. Bundan dolayı denebilir ki, bir ulusun dili, o ulusun aynasıdır. Her ulus bu aynada görülebilir. Şair Hölderlin, "Tanrı, dili insana, kendisinin ne olduğunu göstermesi için vermiştir" der.
Öte yandan eğer dikkat edilirse, zamanımızdaki insanın bütün çabaları zamandan kazanmak' gibi bir amaç üzerinde toplanıyor. Bütün teknik araçlar bu yoldadır. Fakat buna karşın zamanımızdaki insanın başka çağlarda yaşayan insanlardan daha az zamanı var; çünkü bugün insan takıldığı çarkla birlikte dönüp duruyor ve hiçbir dinginliğe kavuşmadan cılız varlığını, nedenini sormaya zaman bulamadığı böyle bir çalkantı içinde sürdürmeye çabalıyor.
Zamanımız bir hız, bir sürat çağıdır. Bu sürat çağında sanki insan hiç durmadan dönen bir çarka takılmış, dinginliğini kaybetmiş ve hiçbir dikkat odaklamasına, hiçbir kontemplasyona/ derin düşünceye zaman bulamadan, hiçbir şey üzerinde durmadan ve duramadan yaşıyor. Bugün Batıda ve Amerika'da hayat, bir tempo tutturmak hayatı olmuştur. Böyle bir durumda insanın kendine gelmesine, "kendinde olmasına" olanak kalmaz; bu nedenle de kendisini yoracak, düşündürecek şeylerden çok, unutturacak, avutacak, oyalayacak şeylerde soluğunu alır.