Jung, "sorun", "sıkıntı", "hastalık" gibi adlarla tanımladığımız şeylerin, kapımıza gelen tanrı misafiri olduğunu söyler. Değişimimize, dönüşümümüze dair tek imkân bu misafirdedir. Semptomu ortadan kaldırmak, yani verdiği mesajı görmezden gelip "sorun" denilen şeyi yok etmek, bu misafiri kapıdan yollamak, bu nedenle kendi dönüşüm imkanlarımızı da daha onlarla karşılaşmadan geri yollamaktır.
Halbuki yapmamız gereken, bu misafiri içeri almaktır. Onunla çay içmek, sohbet etmek, onun ne istediğini öğrenmektir. Bu misafiri içeri alıp ondan ne istediğini öğrenebildiğimizde, "sorun" adını verdiğimiz şey de kendiliğinden ortadan kalkmış olur. Sorun dediğimiz şey bizi hâlâ rahatsız ediyorsa bu, misafirin bize hâlâ söyleyecek şeyleri olduğu içindir.
Hayat hastalıklı bir şeydi, daha doğrusu hastalıklı bir hale gelmişti; dayanılmaz bir şeydi. "Ölü adam hiçbir zaman dirilmez! " Bu dize derin bir minnet duygusuyla birlikte kıpırdattı içini. Evrendeki yegane hayırlı şey buydu. Hayat acı veren bir bezginliğe dönüşünce, ebedi uykusuyla ölüm teselliye hazırdı.