Selva

Kişiler yalnızlık hissettiklerinde etraflarını daha soğuk olarak algılıyorlar sahiden. Toronto Üniversitesinde yapılan bir araştırma, sosyal olarak izole edilmiş kimselerin gerçekten de daha çok üşüdüğünü, sıcak/soğuk algısının yalnızlıkla ilişkili olduğunu ortaya koydu. Bir kulüpten atıldıklarını hatırladıklarında vücut ısıları düşüyordu mesela katılımcıların. Duygusal anlamda üşüdüğümüzde fiziken de üşüyoruz. Bir insan tarafından duygusal olarak anlaşılmadığımızı hissettiğimizde o insanı "soğuk" diye nitelememiz de bundan. "Sıcak biri", "ona hemen ısındım", "kanım kaynadı" gibi ısıya dayalı tabirlerimizin nedeni duygusal.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Clarissa Pinkola Estés, "Bir kadının, hayatının bir noktasında ya da bütün hayatı boyunca çirkin ördek yavrusu mevkiinde zaman geçirip geçirmediğinin belki de en iyi ya da en güvenilir ölçütü, içten bir komplimanı sindirememesidir." der. *kompliman: birine söylenen gönül okşayıcı hoş söz.

Selva

, 2026 okuma hedefini ekledi.
2026 OKUMA HEDEFİ
11/25 kitap - %44 tamamlandı
11 kitap okudu
25 kitap
3.235 sayfa
0 inceleme
55 alıntı
14 günde 1 kitap okumalı.
Beni en rahatsız eden söylemlerden biri ev işi yaptırmak. "Bugün kızıma ev işi yaptırdım biraz," diyen birini duyduğum da tüylerim diken diken oluyor, "Kızımın ruhunu çarmıha gerdik bugün biraz, gibi bir anlamda yankılanıyor bu cümle içimde. Bir evi hepimizin ortak alanı olarak kabul edip orada birlikte iş yapmak, yani iş bölümü ayrıdır, iş yaptırmak ayrı. Sözcük, bakış açımızın ne kadar çirkin ve yanlış olduğunu da apaçık ortaya koyuyor aslında. "İş yaptırmak" dediğinizde ev sizindir, evin içindekiler sizindir, kurallar sizindir; iş yaptırılan kişi kendi içinde bir otorite, bir özne, tercihleri olan bir insan, bir kişi, güçlü bir varlık olarak değil de aciz bir nesne, evinize yamanmış biri gibi yapar o işi ve nitekim böyle olduğunu da hisseder. Bu şekilde iş yapan bir çocuk, kendisi iş yaparak o evin bir parçası oluyor değildir. Bu, ev işine yardımcı olmak falan da değildir zaten. Kendini evin sahibi ya da sahibesi olarak tahta, çok daha üst bir konuma yerleştiriyordur bunu söyleyen kişi. Evime temizliğe gelen bir insan için bile asla bu sözcüğü kullanmam. Ama karşılığında para olmadan yapılan bir durumda, çok daha aşağılayıcı bir ifade bu. Kadınlar, kendi ezilmişliklerinin acısını kız çocuklarından çıkardıklarının ayırdına varmalı. Bu sözcüğün kullanılabilmesi, bu acı gerçeğin ispatı.
Birinin çocuklarıyla birlikte bir şey yaptığı herhangi bir durumda "Çocuklarını mutlu etmek için uğraşıyorlar işte..." derdi annem. Bu çocuğu ebeveyne yük olarak gören, anne-babanın bu yapılan işten keyif almadığını ve alamayacağını ima eden, bu nedenle de çocuğa suçluluk duygusu yükleyen bir düşünce. O şeyi çocuk mutlu olsun diye yapmak değil, çocukla birlikte yapmaktan mutlu olmak çocu ğun merkezini içine alır. Çocuğunuz doğmadan da keyif alarak yaptığınız ne varsa, şimdi çocuğu bir şekilde bu işe dahil etmek ve çocuğun doğmasıyla birlikte artık sözgelimi iki değil de "üç kişi olarak o şeyi yapmak, aile hissini çocuğa verebilmeyi ve çocuğun da "özne" olduğunu hem ona hem kendimize duyurabilmeyi sağlar ancak. Winnicott, çocuğun ebeveyn tarafından gönüllü olunan bir "yük" olması gerektiğinin altını çizer. "Çocuğumuz oldu diye yapıyoruz işte mecburen," gibi bir bakış açısı hem ebeveyni hem de çoccuğu çıkmaza sokuyor. Çocuk doğurmanın bize hem çok tatlı hem de çok zor gelecek tarafları olduğu muhakkak. İşte bu yüzden her anne-baba, bu işin yük tarafına da gönüllü olacağından emin olma dan hamile kalmak gibi ciddi bir kararı almamalı.