Selva

İngiliz psikanalist Wilfred Bion da Second Thoughts kitabında her şeyin, acıdan sakınmaya mı yoksa onu dönüştürmeye mi karar vereceğimize bağlı olduğunu söyler. Wilfred Bion, çoğu kişinin acı- sını dönüştürmek yerine geçiştirmeyi tercih ettiğini vurgular. Halbuki yapmamız gereken, onu içeri almak, dinlemek, ne istediğini öğrenmek, bu yolla kendimizi de kendimizden yeniden doğurmaktır. Freud da psikanalizin amacının tedavi etmek olmadığını vurgulamıştır hep. Analist, analizanla beraber, bir arkeolog gibi derinine inmeye çalışır durumun. İyileşme dediğimiz şey, bu psikolojik kazının doğal bir yan etkisi olarak, kendiliğinden gerçekleşir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yaralanmış olma ya da kurban durumuyla fazla özdeşleşmek yarayı dönüştürmeyi engeller. Yaraları dönüştürerek onların üzerinde yükselmek; kurban (victim) değil o acıyı dönüştürerek hayatta kalmak ("survivor" olmak); önemli olan budur. Gerçek bir şeyler üretebilmiş kime baksam, evet, çok acı çekmiş biri görüyorum; ama gördüğüm acı çekmiş olma durumundan çok daha önemlisi, o acılara karşı değil ama onların üzerinde yükselerek muzaffer olma durumları. Bu kişilere büyük oldukları alanlarda o büyüklüğü veren de bu muzafferiyet. Kurban rolüyle özdeşleşen kişi, kurban olmanın tam içinde saklı olan bu muzafferiyet potansiyelini kullanamıyor ve kendi kendisine ket vurmaya devam ediyor.
Jung'un her zaman üzerinde durduğu gibi, kişi sadece yarası oranında şifacı olabilir. Ama bu, o yarayı işleyip işleyememesine bağlı. Şamanlarda şifacıyı en hasta olandan seçmeleri ve en hasta kişinin gerçekten de en güçlü şifacı potansiyeli taşıması, bu nedenle. "Çok derin bir yaranız mı var? O bir kapıdır," demişti Clarissa Pinkola Estés. Bu bir kapıdır. O kapıyı açıp açamamak ise bize kalıyor. André Gide'in Batak romanında "Kambur, bir insan değildir, bir insan artı bir kamburdur." demişti. Sözgelimi kanser mi geçirdiniz? Siz bir insan değil, bir insan artı kanser geçirmiş bir insansınız demek bu.
Jung, "sorun", "sıkıntı", "hastalık" gibi adlarla tanımladığımız şeylerin, kapımıza gelen tanrı misafiri olduğunu söyler. Değişimimize, dönüşümümüze dair tek imkân bu misafirdedir. Semptomu ortadan kaldırmak, yani verdiği mesajı görmezden gelip "sorun" denilen şeyi yok etmek, bu misafiri kapıdan yollamak, bu nedenle kendi dönüşüm imkanlarımızı da daha onlarla karşılaşmadan geri yollamaktır. Halbuki yapmamız gereken, bu misafiri içeri almaktır. Onunla çay içmek, sohbet etmek, onun ne istediğini öğrenmektir. Bu misafiri içeri alıp ondan ne istediğini öğrenebildiğimizde, "sorun" adını verdiğimiz şey de kendiliğinden ortadan kalkmış olur. Sorun dediğimiz şey bizi hâlâ rahatsız ediyorsa bu, misafirin bize hâlâ söyleyecek şeyleri olduğu içindir.
Terapi, acıyı rahatlatmakla ilgili değildir. Birinin gerçeklikle ilişkisini onarmakla ilgilidir.