Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı yıkımın derinliğini kavrayabilmek için, kesinlikle beş vakit namaz kılan, İslam'ı bütün emir ve yasaklarıyla bir bütün olarak algılayan,dindar bir Müslüman olmak gerekiyor.Namaz diye bir gündeminiz ve derdiniz yoksa,ziyaret ettiğiniz bir şehirde namaz kılacak yer bulamamanın ne anlama geldiğini kavrayamazsınız çünkü.Veya ezana normalde kulak vermiyorsanız,ezan işitmemek ne demektir bilemezsiniz.Başörtüsünün Müslüman bir kadınının inanç dünyasındaki yerini anlamadan,sokaklarda uygulanan tesettür yasağını doğru bir bağlama oturtamazsınız. Belki biraz empati yapabilirsiniz, o kadar.
Aynı anneden süt emen kardeşler gibi, Türkistan coğrafyasının Müslüman halkları aynı kaynaktan besleniyordu. Kimlikleri, kültürleri ve tarihleri aynıydı.Çin de zaten tam olarak bunu farkettiği için,aradaki irtibatları kesmek, kadim bağlantıları koparıp atmak ve Uygurları köksüzleştirmek hedefini güdüyordu.Dile düzenlenen saldırıların amacı da buydu.
“Bülbülü öldürmek günahtır. Çünkü bülbüller sadece biz keyif alalım diye şarkı söyler; bahçeleri talan etmezler, insanların ambarlarına zarar vermezler, tek yaptıkları kalpten gelen şarkılarını söylemektir.”
Hepimiz asla geri dönmeyeceğimizi düşündüğümüz Filistin'den umudu kesmiş, adını neredeyse hiç anmaz olduğumuz bu yeri sessizce, içimiz yanarak özlemekle yetiniyorduk.