Özellikle marifet bilgisi olarak tanımlanan ve duyular ötesi alemle ilişki kurarak,doğrudan bilgi elde etme anlayışı,Yunan filozofu Pitagoras ve Platon’un düşüncelerinden alınan ilhamla oluşturulmuştur.
İbn Arabî,bütün İslam ulemasının,İslam dışı uygulama ve yaşantının en görünür ilk örneği olarak niteledikleri Yezid b. Muaviye’yi ideal bir yönetici tipi olarak tanımlar.Ona göre,Yezid muttaki,salih bir zattır.Ona isyan edenler anarşi çıkardıkları için suçludurlar.Bunların en suçlusu ise Hz.Hüseyin’dir.Yezid veya valileri Resul tarafından vazedilen yasa gereği haklı olarak dirlik ve düzenliği bozan Hüseyin’i öldürmüşlerdir.
İnsanlar müslüman olduklarını söylerler,fakat bu isim altında her şeyi yapmakta ve yine İslam dışı her şeye inanmakta bir sakınca görmezler.Yapılan ve inanılan bu İslam dışı veya karşıtı şeyler için de dinden çıkılmadığı,sadece günahkar olunduğu dile getirilir.Böylelikle hem dünyadan kâm alınmış hem de ahiretteki cennet garantilenmiş olunur.(!)Halk,hiç bir fonksiyonu kalmamış olan müslüman ismi gereği,eğer gerekli görürse arasıra gittiği camide dinlediği kıssacının hikayeleri karşısında bir iki “ah”,”vah” çeker,gözyaşı akıtır ve yine her şey aynen devam eder.
İslam’ı gerçek anlamıyla hiç bir zaman anlayamamış,bu nedenle de kanun yapma yetkisinin sadece Allah’a ait olduğu inancını bilmeyen bir çok insan,Allah’ı sadece kainatın yaratıcısı olarak kabul eder ve bununla da Müslüman olduklarını zannederler.Onlar kişisel ve sosyal yaşantılarında Kur’an tarafından tâğut,put…olarak nitelenen kişilerce yapılmış kanunlara(insanların kanunlarına,beşeri kanunlara) tâbi olmaya,isteyerek devam ederler.Örneğin bütün hayatı boyunca Atası Cengiz’in kanunlarına tâbi olan ve uygulayan Hulâgu,halk tarafından müslüman bir hükümdar,ondan da öte,kendisine itaat edilmesi farz olan Ulu’l-emr olarak kabul edilir.Halbuki Hulâgu’nun yaşantısı da ölümü de küfür üzerine olur.O öldüğü zaman Moğol gelenekleri gereği kadınları da öldürülerek onunla birlikte gömülür.