…burda çocuğun sihirbazdan öğrendiği ilim tıbba dair ilimdi,Allah en doğrusunu bilir.Ancak işin içinde “şifanın yalnız Allah’tan olacağı”na dair tıbbın olmazsa olmaz kaidesi olmadığı için,yaptığı iş sadece sihir hükmünde kalıyordu.Yani sıkı durun;bu bakış açısıyla bahsi geçen sihirbaz “beyaz önlüklü bir doktor,bir profesör”dü.Açtığı tıp fakültesine bir tıp öğrencisi istemişti.Bu fakültede çocuğa hastalıkların tedavilerini gayri meşru yollarla(sihir ve büyü olabilir)öğretiyordu.Çocukta yol üzerinde rahiple karşılaştığında-olası ki-yaptığı işten bahsedince rahip bu tür rahatsızlıkların ancak Allah’tan gelen ilimle ve O’nun dilemesi ile tedavi olabileceğini anlattı.Çocuk(tıp öğrencisi) arada kaldı…Bir yanda dönemin en üstün teknolojik tedavileri yapan sihirbaz(profesör)hocası,diğer yanda dağda yaşayan bir âlim…
Köleliğin çok daha modern bir versiyonu çok daha akıllıca kuruldu.İnsanların eğitimleri,inançları,yaşamları kontrol altına alındı.Neye ağlayacakları,neye gülecekleri bile…
Ruhsal olarak sağlıklı olabilmemiz için ruhun sadece bir kişiye adanması gerekir.Bu eğer sizi yaratan Allah(azze ve celle) olursa,O’nun emirleri asıl kıstas noktanız olursa,O’nun çizdiği hedef ve belirlediği ilkeler ilkeniz olursa,kimsenin sizi üzmesi,hiçbir imtihanın ağırlığı sizi etkilemez.Bilirsiniz ki,bu hayatın sonu var ve her şeyin uhrevi bir bedeli var.
Müslümanlarla Hristiyanlar arasındaki coğrafi yakınlaşma zamanla zühd eğilimli müslümanlarla,rahipler arasında inanç ve yaşantı yakınlaşmasına da yol açar.Sûfîler,rahiplerden sûfî adının türetildiği yün elbise ve daha başka unsurları benimseyip almışlardır.Bunlar arasında kuşak bağlama,sûkût orucu,dünyadan el etek çekme,hûlûl inanç ve uygulamaları yer alır.Hatta hristiyanların,sufileri,dolayısıyla tasavvufu etkilemesini göstermesi açısından,ruhbanların barındıkları binaların işlevini üstlenen tekkenin ilk defa bir hristiyan emiri tarafından yapılarak sufilere bağışlandığını tespit etmekteyiz.