"Merhametten ve iyilikten maraz doğar" atasözünün şekle bürünmüş haliydi bu kitap.
"Kalplerinizi Türk kardeşlerinize açın, söyleyin onlara:
Biz hayatta hiyanetlik nedir, küfür nedir bilmedik, deyin. Hak ve adalete inandık, deyin. Çalmadık, yakmadık, öldürmedik, düşmanlarımızın her zulmüne katlandık, deyin. Düşmanlarımızı da insan sandık ama başımıza neler getirdiler, deyin. Ne felâketlere uğradık. deyin. Anlatın, anlamalı onlar, bizim akıbetimize uğramak istemezlerse anlamalı onlar. Anlarlar."
İvan'ı ilk gördüğü zaman Bekir ondan kaçmamış, onu yanından, toprağından kovmamıştı:
Kim olursa, kılığı ne olursa olsun o da insandır, demişti. Bekir'in bu sözleri üstünde saatlerce durdum düşündüm. Birçok defa kendi kendime: "Kimbilir, belki de Bekir haklı!" dedim. Ama onların insanlara yaşattıkları acıları, yaptıkları hileleri, bir türlü doymak bilmeyen paylaşmak nedir bilmeyen hallerini, ayrımcılıklarını, nefretlerini gördükçe benim onlara "insan" demeye ağzım dilim varmadı Bekir amca..
Toprağa bağlılık, milli kimlik, direniş ve inanç temaları bu kitapta güçlü bir şekilde işlenmektedir. Bekir’in, Enver'in, Esma'nın vehahut başkasının ağzından dökülen sözler sadece bir köylünün serzenişi değil; yıkıma uğramış bir milletin, değerlerini kaybetmemek için verdiği varoluş mücadelesidir. “Canavar” simgesiyle betimlenen düşman, sadece fiziki bir yok edici değil, aynı zamanda kültürel ve manevi bir yıkımın temsilcisidir.
Toprak, burada bir mülk değil; kutsal, yaşayan bir varlıktır. “Ben Bekir’in toprağıyım” cümlesiyle toprağın kişileştirilmesi, insanla bütünleşen bir vatan anlayışını gözler önüne serer. Bu bağlamda toprak, hem ana, hem yâr, hem de sonsuzlukla buluşulan yerdir. Toprak, geçmişin mirası, bugünün direnişi ve geleceğin umududur.
Kitapta geçen “Sadece bir