“Analist Irwin Hirsch şöyle der: ‘Aldatma bazen kusurlu aşk, seks ve aile ilişkilerinin zaman içinde sürdürülmesine olanak tanıyan duygusal bir boşluk sağlar.’” (Sf: 262)
Irwin Hirsch’in yaklaşımı aldatmayı, ilişkilerin sürdürülmesine yardımcı olabilen “duygusal bir boşluk” olarak tanımlayarak terapötik bir gerekçe üretme riski taşır.
Öncelikle bu yaklaşım, sadakatsizliği etik dışı sonuçlarını gölgeleyerek normalleştirme riski taşır; aldatmayı sanki ilişkideki gerilimi dengeleyen doğal bir mekanizmaymış gibi sunmak, güven ihlalinin yarattığı derin duygusal hasarı küçümser. Ayrıca böyle bir çerçeve, çiftin kendi ilişkisindeki iletişim sorunlarını, duygusal ihtiyaç eksikliklerini veya cinsellikte yaşanan zorlukları çözme çabasını zayıflatabilir; çünkü dışarıdaki bir kaçış noktası, içsel onarım motivasyonunun yerini alır. Bu da aldatmanın bir çözüm değil, aksine ilişkideki daha büyük çatlakların bir belirtisi olduğunu görmeyi zorlaştırır. Sonuç olarak Hirsch’in yorumunun teorik düzeyde işlevsel görünmesi, pratikte hem bireysel hem ilişkisel düzeyde zarar verici dinamikleri hafife almasına yol açar.
Çocukken başka roller oynamaya fırsatımız vardır. Yetişkinler olarak ise kendimizi sıklıkla bize atanmış ya da kendimiz için seçtiğimiz roller arasında hapsolmuş halde buluruz. Bir partner seçtiğimizde bir hikayeye bağlanmış oluruz. Ancak sonsuza dek parçası olabileceğim diğer hikayeler nelerdi diye merak etmeye de devam ederiz. İşte kaçamak ilişkiler önümüzde bu diğer yaşamlar için bir pencere açar. İçimizdeki yabancıya bir bakış atmamızı sağlar. Aldatma çoğu zaman terk edilmiş olasılıkların bir intikamıdır.