Eser, İtalya’nın işgal altında olduğu ve içeride birlik sağlanamadığı bir dönemde yazıldı. Yani ülkede birleştirici güç kaynağı olan “otorite” boşluğu vardı. Machiavelli, bu otoriteyi sağlayacak hükümdarın ne tür özellikler taşıması gerektiği hakkında, kendi bilgi birikimi ve gözlemleriyle bu eseri yazmış ve dönemin prensi Giuliano’ya sunmayı planlamıştı. Fakat prensin ölümü üzerine tahta geçen yeğeni Lorenzo’ya sundu. Fakat kitap Lorenzo üzerinde Machiavelli’nin beklediği etkiyi yaratamadı. Prensin kitabı okuyup okumadığı bile şüphelidir.
Kitap, yayınlandığı günden beri birçok insanın eleştirisine maruz kaldı. Hatta bazı ahlakçılar Machiavelli’yi ve kitabı şeytanlaştırdı. Fakat, kitap düzgün incelendiğinde Machiavelli’nin siyasal zorbalığı açığa çıkardığı, başarılı olan bütün prenslerin ilerlediği yolları baz alarak böyle bir kılavuz hazırladığı anlaşılmaktadır. Machiavelli’ye göre prens toplum yapısını dikkate alarak hareket etmelidir, özgürlüğe alışmış bir toplumla köle olmaya kodlanmış bir topluma aynı şekilde yaklaşamazsın. Ayrıca ne olursa olsun toplumun nefretini kazanacak hareketlerde bulunmamalısın (bu “iktidara giden her yol mübahtır” çıkarımını bir noktada yalanlıyor). Halkı korkutmalısın fakat bunu nefretini kazanmadan yapmalısın, çünkü halkın korkusu sevgisinden iyidir. Bunun nedeni tamamen insanın yapısıyla alakalı, çünkü insan sevdiğine değil korktuğuna saygı gösterir. Kısacası bize her zaman yansıtılan o Machiavelli’nin tamamen doğru olmadığını bu kitabı okuduğumuzda anlıyoruz. Machiavelli toplumu çok iyi okumuş ve çok yerinde tespitler yapmış. Ve ne yazık ki birçoğu günümüzde de geçerli, kafamızı kaldırıp dünyaya ve ülkemize baktığımızda Machiavelli’nin ne demek istediğini çok daha iyi anlayacağız.
Bu elli güzel varlıktan hiçbiri kendini düşünmüyordu ve kendi başına da değildi. Sürü lideri hepsini düşünüyordu ya da hepsi aynı şekilde düşünüyordu ve sevk-i tabii ile tüm tepkilerinde eşittirler. Gruba bağlılıkları dokunaklı lakin ölümcüldü.
+ Zayıf gözüküyorsun.
- Kırk yedi yaşındayım, kırk beş kiloyum. Demek ki her seneye bir kilo bile düşmüyor.
+ Peki nasıl yaşıyorsun?
- Yaşamak değil, hayattaymışım gibi dolanıyorum sadece.