"İçimde o zamana kadar duymadığım bir eziklik vardı. Bu korku değildi, acı değildi. Ancak kendine ihanet eden insanların duyacağı bir azaptı. Bir ucu iğrenmede biten garip bir duygu. Böyle günlerden birinde idi. Bir ara gözüm karşıdaki aynada kendi hayalime ilişti. İki yanına asılmış paltoların arasında kendi yüzümü o kadar memnun ve biçare, o kadar zelil ve her tarafa sürüklenebilir, her şeye mukavemetsiz herşeyden istifa etmiş gördüm ki, bir an billurun beni kusacağını, kendi suratımı ayaklarımın ucuna fırlatacağını sandım. Fakat hayır, hiç de öyle olmadı. İkinci, üçüncü bakışta bu hayale de alıştım. Her şey müsavi idi."
"Şu an bilmesek bile, en son çıkan hesapta, zekanın insana bahşedilmiş bir lütuf mu yoksa bir lanet mi olup olmadığı ortaya çıkacaktır. Net olan tek şey şudur; eğer zekanın bir lanet olduğu anlaşılırsa, bunun yalnızca yeterince zeki olunamaması şeklinde bir lanet olduğu da anlaşılacaktır. İnsan bir hayvanın kaygısız mutluluğuna geri dönemez. Onun muktedir olduğu mutluluğu zekanın yardımıyla elde etmesi şarttır ve eğer bunu elde etmekte başarısız olursa bu başarısızlığı insan olarak en ayırt edici özelliğinin fazlalığından değil bundaki bir kusurdan dolayı olacaktır."