"Atları Uçuruma Sürmek" içinde bir sonbahar havası taşıyor ve hatta kasım ayı. evet evet kasım. yayın tarihi bilerek mi yapılmış bilmiyorum ama bu öyküler buram buram kasım kokuyor.
Sahi nereye gider bu deliler? Öylece giderler. Onları ekseri giderken görürüz, nereye gittiklerini merak ederiz de takılıp peşlerine gitmeyiz. Neden gitmeyiz? Bir deliyi izlemek akıllı adam işi değildir de ondan. Hâlbuki insandır giden. Belki insandan evlâdır giden.
Belki sana koşmak, sana konuşmaktan daha kolaydı. Belki hayata dair bütün arzularını kaybetmiş bir adamın takatsiz parmaklarıyla vehim pencerelerinin buğusuna yazılar yazmak en berbat seçenekti. Belki göz kamaştırıcı her ışık gibi sen de daima dipsiz bir uçuruma açılıyordun. Penceresiz sözler bulmak daha iyiydi, içine hiçbir sitemin, hiçbir kırgınlığın, hiçbir suçlamanın sızmadığı kör odalar, karanlık mahzenler inşa etmek... Bilemiyorum.