Uzun bir aradan sonra sonunda yeniden incelemelerime devam edebildiğim için mutluyum. Daha verimli bir okuma süreci geçirmek adına kitabı bitirdikten sonra genel bir özet yazmak yerine her okuma seansım sonrası aklımda kalan ve beni etkileyen yerleri değerlendirip bitirdiğimdeyse genel bir değerlendirme yazacağım. Daha fazla sizi sıkmadan yazmaya başlayayım:)
1. Kitap samimi bir tarzda yazılmış. Okurken yazarla baş başa kalmış sohbet ediyormuş gibi hissediyorsunuz. Kitap bir kitapçının nasıl olması gerektiğinin üzerinde durarak başlıyor. Kitapçı açmak için sadece iyi bir okur olmanın yeterli olmadığını gözler önüne seriyor ve baş karakterimiz Youngju, giderek kendini bu alanda ilerletiyor. Youngju kitapçı boş olduğu zamanlarda yanına kitapları dizip onları okuyup yanında kahve içerek vakit geçiriyor ve müşteriler içinde kitaplar içine küçük özet kağıtları ekliyor onu nasıl etkilediklerine dair. Okurken derin bir trans haline girdiğini söyleyebiliriz bir gözü bu dünyada bir gözü ise kitabın onu götürdüğü roman evreninde oluyor. Hatta bu süreçler esnasında yanına barista olarak aldığı Minjun'a cevaplaması oldukça zor sorular soruyor ki sonucunda biz de onunla beraber bu soruların cevabını bulmaya çalışıyoruz. Hayatın anlamı nedir, sevgi her şeyden üstündür müdür, sıkıcı bir hayat onu ardında bırakmak için yeterli bir sebep midir bu sorularından sadece birkaçı. Kitap ilerledikçe Youngju ile Minjun arasındaki ilişkinin geliştiğini ve başlarda tek kelimelik cevaplar veren Minjun'un daha sosyal birine dönüştüğüne tanık oluyoruz. Bunun sebebi Youngju'yla vakit geçirdikçe ve kitapçıdaki insanlarla etkileşmesi mi yoksa kendi kendini o felsefi sorularla beraber keşfetmesi mi galiba ikisinin de etkisi göz ardı edilemeyecek kadar fazla. Beni en çok etkileyen soru şu oldu: Biri