“Ayrılalım…”
İnsanın ağzından ne kadar da kolay çıkıyordu bu zalim söz. Ya yaşanmışlıklar ya fedakarlıklar… Önemi yoktu hiçbir şeyin. Dünya o an kocaman bir çöp yığınından başka bir şeye benzemiyordu.
Aşk, ölecek ve hemen kaybolacak bir duygu muydu ki sevdiğin insanla evlenince aşk ölsün. O zaman o, aşk değildi; meşkti. Meşk olunca aşk diye görülenler uçup gitmişti. Hepsi, aşk dedikleri kutsal duyguya, cinsellik olarak bakıyor. Cinsel dürtüler ve duygular tatmin edilince hemen, “Evlilik aşkı öldürüyor.” yalanıyla kendilerini avutuyorlardı. Oysa aşk, insanın kendiyle yaptığı ve içinde sonsuzluk olan en önemli sözleşmedi. Tek başına varlığı bile yeterdi bir çok şeyi anlatmaya, ancak saygı ve sevgi ile çerçevelenirse bir ömür muska gibi yürekte asılı kalırdı.