Yemek seçmezdi.
Aşçılara özel istekte bulunmazdı. Ne pişirilirse, onu yerdi.
Kuru fasulye severdi.
"Tadına okulda alıştım" derdi, bıkmazdı.
Bamya severdi.
Patlıcan kızartma severdi.
Karnıyarık severdi, pilava karıştırarak yerdi.
Çankaya mutfağında etli yemek ender pişerdi.
Biftekmiş, pirzolaymış, bu konuda tek satır hatıra bile yok. Tavuk, hindi kırk yılda bir denir ya, öyleydi.
Balığı genellikle İstanbul'da yerdi.
Onu da pek aramazdı.
Latife'nin kız kardeşi Vecihe'nin hatıralarına göre...
"İzmir'e geldiğinde ızgara çipura yaparlardı, topan kefalin tadını severdi, kayınpederi Muammer bey İzmir'den Çankaya'ya çipura gönderirdi."
Ekmekten uzak dururdu.
Boğazına düşkün değildi, az yemek yerdi.
Çok yemeği hem sağlığa zararlı bulurdu hem israf olarak görürdü hem de memleketin nereden geldiğini hatırlatarak "ayıp" sayardı.
"Ziyafet sofralarının bol çeşitli yemeklerle değil, bol çeşitli sohbetlerle, bol çeşitli konuklarla ziyafet olabileceğini" söylerdi.
Seyahatte değilse, sabahları kahvaltı etmezdi.
Öğlenleri bir dilim ekmek ve bir bardak ayranla geçiştirirdi.
Ekmeği lokmalar halinde ayrana batırarak yerdi. Bazen ayran yerine limonata içerdi.
Meyvelerden kavun ve üzüm severdi.
Tatlılarla arası iyi değildi.
Sadece gül reçeline hayır demezdi.
Conker seviyor diye aşure yaptırırdı, bazen tadardı.
Yaz kış, soğuk su içerdi.
Dondurmaya bayılırdı.
Çocuk gibi gülümseye gülümseye yerdi.
Yaz aylarında günde iki-üç defa istediği olurdu.