1929’da kurulan Annales Okulu’nun kurucu üyelerinden Marc Bloch’u ilk defa okudum. Aslında ‘Annales Okulu’ kitabını da çok merak edip edinmeme rağmen, ‘Feodal Toplum’u nedense öncesinde okudum. Metne 2019’da başlayıp İstanbul macerası aniden pörtleyince -asıl sebep tuğla kadar kalın oluşu idi- yanımda götürememiştim.
Kitabın girişinde, aynı zamanda metninin çevirmeni Mehmet Ali Kılıçbay’ın önsözü birçok şeyi açıklar nitelikte, kısalığına rağmen. Bloch’un dili cidden ağır ve anlatım tarzı biraz yorucu, Kılıçbay da vurguluyor bunu. Feodal Toplum yapısını, başlık başlık ve iki bölüm halinde ele almış. İkinci dönem, bizim daha çok gördüğümüz, daha alışkın olduğumuz şekliyle aktarılmış. İlk bölümde, oluşma aşamasını, gelişimini ve olay örgülerini tuhaf hikayelerle aktarıyor. Cidden tuhaf, çünkü bir sürü adı sanı duyulmamış kişilerin “bilinir” gibi yazılması canımı sıkmadı değil. Sosyolojik kitapların, Sanat Tarihi kitapları kadar Ortaçağ’ı güzel yansıtabildiğini düşünmüyorum. Tek umudum, her konuda uzman Umberto Eco’nun editörlüğünü yaptığı Ortçağ dörtlemesi sanırım. Eco’nun tarihçi ve sanat tarihçisi kimlikleri lezzet katmıştır eminim. Feodal Toplumu okumak için, ülkelerin eski zaman ismine bakmaya dikkat edin, ben yanımda bir çizelge çıkarıp öyle okudum, aksi halde karışıyor. Özellikle Merovenj Dönemi (Marcel Proust’ta söz eder bu dönemden) ve Karolenj Dönemini okuyup öyle başlayın. Çeviri ile ilgili sıkıntılar da mevcut. Doğu Batı standında bir çalışanla sohbet ederken, Foucault’nun “Kelimeler ve Şeyler”inin çeviri sorunu olduğunu, tekrardan çevrilmesi gerektiğini söylemişti, çevirmen yine Kılıçbay!