Kitaplar insanı aslında nasıl da yıpratabiliyormuş... Uçurtma Avcısı'nı ilk okuduğum zamanın üstünden yıllar geçti ama hâlâ kitaplığımda gördüğüm her an Hasan'a burukça gülümserim.
İnsanlar arası ilişkiler öyle güzel ve etkileyici işlenmiş ki bazı sahnelerde gerçekten kendimi tutamayıp ağladığımı hatırlıyorum. Mesela Hasan resmen benim çocuğum olmuştu. Onu alıp sımsıkı sarılmak, yanaklarından öpmek istedim kitap boyunca.
Kitapta farklı etnik gruplarının ve azınlıkların ayrımcılığa maruz kaldığı bir dönem işlenmiş. Emir'in nankörlükleri yıllardır kafamda dönüp durur mesela. Ona beslediğim kin beni korkutuyor.
Ah bu yazar ne yapmış böyle ya... İç monologları ve karakterlerin içsel çatışmalarını anlatış şekli bir harikaydı. Yazdığı mekan tasvirleri, atmosferi öyle güzel yansıtıyordu ki bir aralar o konakta, o sokaklarda yaşadığımı hissettiğim olmuştu.
Yani demek istediğim şey şu ki bu kitap müthiş...