Tırsmak, ikiye bölünmek sevmenin gerçekten bir hali.
Çok önceden zaten okuduğum bu kitap yıllar sonra tekrar okumam için yanıma geldi. Kitabın içeriğinden ziyade varlığının bana gelişinin birtakım sebepleri var. Hayatımın ciddi bir kısmında var olmuş birinin başucu kitabıydı ve zamanında okumam için bana ödünç vermişti. Şimdiki okuyuşumda fark ettim ki belirli kısımları hatırlamıyormuşum. Tazelediğim iyi oldu.
Yıllar önce kitabını bana ödünç veren kişi bu sefer kitabı armağan etti ve artık benim de bir “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku”m var.
Çok kısa, tek günde bitirebileceğiniz bir durum romanı aslında. Olaylar içsel çatışma temalı ve öylece akıyor. Tek taraflı bir aşk ya da tek taraflı saplantılı bir tutku mu demeliyim? Müzeyyen’in “ulaşılmaz olan” kavramının sembolü olmasının Arif’e ne gibi hisler verdiğini biraz da olsa tahmin edebiliyorum ve Arif ile bazı duygularda buluşuyoruz ama bu kısa romanın genelinde onu anlayabildiğimi söyleyemem. Empati yapabileceğim bir durumun içinde değil maalesef.
Arif karakterinin Sadri Alışık’ın “Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri’nin bu mecburiyetlere giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine” gıcık olduğunu söylemesi beni güldürmüştü. Çünkü o bunları söylerken aslında neyi düşündüğünü biliyorum. Ne diyordu “ Müzeyyen‘in gözleri içinden, bir çukur ya da kuyudaymış gibi, bir yerlere sıkışmış da yardım istermiş gibi bakan yabancıya sırtımı döndüm ve son kez, üçüncü şahıs konusunda, kendime direndim.”
İşte öyle.. Kısa ama yoğun bir kitap!!