Korkuyla su tası elinde olan adama baktım çığlık atmak üzereydim ki kolumu tutan adam arkadan gelen bir kuvvetle öne doğru yalpaladı ve düşeyazarken kolumu bırakmak zorunda kaldı çünkü arkadan başka biri ona çarpmıştı. Bu normal zamanlarda bilerek omuz atmak oluyordu. Çarpan adam bize döndü. Başına bağladığı lacivert puşi ile yüzünü kapatmış sadece gözleri görünüyordu. Uzun boylu, puşili adam kolumu tutan adama hiçbir şey demeden öylece baktı. Adam ise ona bakıp sinirle bir küfür savurdu ve ağzından tükürük saçarak konuştu:
"Önüne baksana."
Puşili adam bir şey demedi. Arkasını dönüp gideceği sırada gözleri birkaç saniye gözlerimle buluştu. Rengi yeni kararmaya başlayan ya da yeni aydınlanmaya başlayan gökyüzü gibiydi. O rengi bulabilmek için gün doğumunu ya da gün batımını en ince ayarından yakalaman gerekirdi. Rengin kelimeye dönüşmesi ise safirdi. Safir mavisi bu gözler beni bulduğunda açlığı da unuttum susuzluğu da. Hayatımda gördüğüm en güzel gözler bu yabancı adama aitti. İnsanı etkiliyor ve bir daha bakma isteği oluşturuyordu. O birkaç saniye içinde adam arkasını dönüp giderken gözlerimde ardından bakakaldı.