Hani bazen durup dururken ansızın bir sevinç sarar ya içimizi; derinden çok derinden bir an için de olsa yaşadığımıza memnun olur, yarına umutla bakarız ya! O an bize bütün kötülükleri, acıları unutturuverir. Kendimizi bir çocuk kadar kaygılardan uzak hissederiz. İşte sen o ansın benim için.
Şimdi, sabahları gözlerimi açar açmaz ilk işim seni düşünmek oluyor. Her yerini ayrı ayrı hatırlıyor, özlüyorum. Birlikte geçen her günümüz bütün dakikalarıyla teker teker geçiyor aklımdan. İlk tanıştığımız günden, son buluştuğumuz güne kadar her şeyi, evet her şeyi bir bir hatırlıyorum.
Siz aramak için yaratılmışsınız bir kere, ne kadar arandığınızı hiç düşünmezsiniz. Dünyada sizi arayan insanların da yaşadığı ve sizi buldukları zaman bütünlenecekleri aklınıza gelmez. Saadet, sizin için daima aranan ama hiç bulunmayan bir şeydir. Onu bulsanız bile kaybetmekten korkar, asla tadına varamazsınız. Beşikten mezara kadar süren bir aramaktır yaşamınız. Arandığınızı hissettiğiniz anda da kaçarsınız. Çünkü sizi arayan çoğu zaman aradığınız değildir. Bulamayacağınıza öylesine inanmışsınızdır ki! Sanki bulduğunuz anda her şey bitiverecektir, hiçbir manası kalmayacaktır yaşamanın. Varlığınız aradıkça büyür, arandıkça küçükür.
Bu milyonların içinde yapayalnız yaşamaya mahkumsun sen. Bütün çabaların boşuna! Alınyazın ölüme kadar takip edecek seni. Kaderin çizdiği yalnızlık çemberinden çıkamayacaksın. O milyonlar belki adını duyacak fakat seni tanımayacaklar. Her yaklaştığın insan, biraz daha uzaklaşacak senden.