''Bir kuyunun dibindeymişim gibi hissediyorum. Bu derin, çok derin bir deliğin fazlasıyla dibindeymişim de yukarı baktığımda küçük bir ışık noktası görüyormuşum, beni duyması için birilerine ciğerlerim patlayana kadar bağırmam gerekiyormuş ama yaparsam yanlış şeyi söyleyecekmişim ya da beni dinlemeyeceklermiş ya da benimle dalga geçeceklermiş gibi hissediyorum.''
Kimi zaman yaşadığım mutluluk nedeniyle derin bir hüzne kapılıyordum çünkü iyi biliyordum ki, sürekli olamazdı bu mutluluk. Rahatlık ve ferahlık içinde nefes alıp vermek bana göre değildi, bana acılar ve telaşlar gerekiyordu. Öyle seziyordum ki, günün birinde bu güzelim düşlerden uyanıp kendimi yine yalnızlıkların kucağında bulacak, başkalarının dünyasında, beni salt savaşın ve tek başınalığın beklediği, huzurun ya da yaşama katılmanın söz konusu olmadığı soğuk bir dünyada yapayalnız kalacaktım.
O zamanlar elime bir ada geçirmiş, dirlik düzenliğe kavuştuğumu sanmıştım. Ama zaten böyle olmuştu hep, daha belli bir duruma ısınmadan, bir düşün doğru dürüst keyfini çıkarmadan, bu düş sararıp solmuş, bir anda silinip gitmişti.