Patrick Ness

Patrick Ness

Yazar
7.9/10
632 Kişi
·
1.287
Okunma
·
64
Beğeni
·
3.179
Gösterim
Adı:
Patrick Ness
Unvan:
Amerika doğumlu İngiliz yazar, gazeteci, akademisyen
Doğum:
Fort Belvoir, Virginia, ABD, 17 Ekim 1971
Ödül kazanmış bir romancı ve The Cras of Henningtoh ve Topics Obout Which I Know Nothing isimli iki önemli bilim kurgu kitabının yazarıdır. Yazar 2009 yılında Costa Çocuk Kitapları Ödülünü kazanmış, 2009 Booktrust Gençlik Kitapları Ödülü, Yılın Gençlik Kitabı Ödülü ve 2010 Carnegie Ödülü’ne aday gösterilmiştir.
“Dünyadaki bitkiler ne kadar harika değil mi?” diye devam etti annesi. “Onlar bizi kurtarabilecek tek şey, ama biz onları yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz.”
216 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Hayat bazen bizim istemediğimiz günler sunar adeta önümüze.Hayat Connor’ada aynısını yapmıştı.Connor’ın annesi günden güne ölmektedir,babası ise onları çoktan terk etmiş ve yeni bir aile kurmuştur.Düzen hastası büyükannesi de hayatı onun için kolaylaştırmamaktadır.Hani deriz ya aileden yüzü gülmeyenin arkadaşlardan yüzü güler.Connor için bu da geçerli değil; insanlar ona acımaktadırlar ve okuldaki çocuklar onlara zorbalık yapmaktan başka bir şey yapmamaktadır.Hal böyle olunca buna dayanamayan evlerinin yanındaki Porsuk ağacı canlanır ve Connor için gelir.
“Beni sen çağırdın.Sana üç hikaye anlatacağım ve hikayelerim bittiğinde sen de bana kendi hikayeni anlatacaksın” der.Konunun bu kadar uzun olması bile hoş bir durum olmadığı için konuyu burada kesiyorum.

Kitap hakkındaki düşüncelerime gelecek olursak insanların psikolojilerinin hiç görünmeyen derinliklerini okuyucuya öyle bir hissettiriyor ki siz birden Connor oluyorsunuz yada kitaptaki herhangi biri.
Kitabın anlatımı çok rahat,çok akıcı ancak şunu söylemem gerekir ki siz kitabı okuduğunuzu sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz.Kitap size kendini okutarak yaşatıyor adeta olanları.
Kitap boyunca merak ettiğim bir durum vardı ve bu konuyu kitabın sonunda öğrendiğim de o kadar çok ağladım ki anlatmaya kalksam kelimeler kifayetsiz kalır sanırım.
Kitapta asıl canavar kim asıl masum kim sürekli bunu öğrenmeye çalışıyorsunuz ama size kitap her seferinde ters köşe yapıyor.
Kitaptaki illüstrasyonlar zaten muhteşemdi.

Eğer siz de bu soğuk günlerde içinizi ısıtıcak,aynı zamanda duygulandıracak hatta içinizdeki canavarı ortaya çıkaracak bir kitap arıyorsanız buyrun okuyun. :)
448 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Kitabın arka kapağında konusu yazmıyor içeriğini merak edip aldım.Çok güzel bir kurgusu var, biraz bilim kurgu biraz macera karışımı simülasyon olaylarının yaşandığı güzel bir kitap.Bir sonraki hamleyi tahmin etmek oldukça zor ve sizi düşündürüyor.

Kitap bitmeden rahat edemiyorsunuz, çok akıcı bir solukta bitirebilirsiniz.Tek olumsuz yanı gereksiz uzatmalar birazda tekrar sanırım kitabı kalın yapanda bu olay :) ama bu sizi yıldırmasın güzel bir hikaye okumuş olacaksınız. Ve kapak tasarımı muazzam olmuş. Keyifli okumalar.
448 syf.
·2 günde·9/10
Son ve Ötesi kitabını tek kelime ile tanımla deseler orijinal dedim. Biz, Ölümlüler'i pek beğenmemiştim. Anlaşılan yazarı okuyanların çoğu Vahşetin Çağrısı ile kendisine hayran kalmış Biz, Ölümlüler'i pek beğenmemiş. Eksikliklerinin yanında harika mesajları vardı tabi. O harika mesajları Son ve Ötesi'nde de kendisini gösteriyor. Yazarın kitaplarından alınacak çok ders var, düşünecek çok şey var. Zaman zaman anlayamıyorsunuz. Aslında gayet açık ama kaçırılan bir şeyler varmış gibi geliyor. Ben öyle hissettim.
https://expectokitabum.blogspot.com/...trick-ness.html#more
216 syf.
·5 günde·9/10
Daha önce körler ülkesi kitabının çizimlerini sevmiştim ama canavarın çağrısının çizimleri ve karanlık atmosfer süper ötesi. Filmine baktım sırf bu kaliteli çizimler yüzünden film çizimlerini beğenmedim. Neyse kitabı kesinlikle bir şekilde çizimleri olan tudem yayımlarından okumaya çalışın. Çok beğeneceksiniz. Connor reis ve kanser annesinin hikayesini alışılmışın dışında sert bir dille ve güzel bir metaforla anlatıyor kitap. İçimizde ki canavaran söz geçirebilecek miyiz? Yoksa onun dediklerini inanacak kendimize yalan mı söyleceğiz? Güzel anlamlar çıkarılabilir. Kitabı sevdim ama nedense hikaye kısımları ve bazı okul kısımlarının yeterince kaliteli anlatılmadığını düşünüyorum. İçine çekmedi daha akıcı ve içine çekebilirdi. Bazı yerlerde bu yüzden hikayeden aldığım zevk düştü. 8verecektim kitaba metafor ve mantığı yüzünden ama kitabı her zaman bütün olarak değerlendiririm. Ve bende çizimli baskıya sahip olduğum içib o süper çizimler için 9veririm :) okuyun okutturun. Çocuklara uygun özellikle çizimleri seveceklerdir. Saçma sapan ergen kitapları okuyacaklarına bu tür kanserli bir annenin çocuğun empatisi ve içimizdeki canavarın gri tonlarını okusunlar :)
216 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"SENİNLE İLGİLİ HERŞEYİ BİLİYORUM, CONOR O'MALLEY"

Canavarın Çağrısı'ndan ilk kez bir iki ay önce film fragmanını izleyerek haberdar olmuştum, ama kitap olduğunu öğreneli birkaç gün oldu sadece. Filmin fragmanı bana çok etkileyici geldi, kitabı olduğunu öğrenince de hemen okumak istedim..yeter ki şu karışık, korkunç günlerde zihnimizi başka yerlere taşımak mümkün olsun...ki oldu da ..kitabı okudum; okudum ama burada da ağlamamak mümkün olmadı...çünkü 13 yaşındaki Connor'ın yavaş yavaş ölmekte olan annesiyle yaşadığı şeyler insanı etkiliyor. BUrada elbette kitaptaki gelişmeleri bir şekilde belli etmiş olacağım, o yüzden kitabı okumayı düşünenler okumamalı belki de... Connor'ın evlerinin az ilerisindeki porsuk ağacı bir canavara, dev bir porsuk ağacı canavarına dönüşüp her gün tam saat 12.07'de ona gelerek ona tam üç hikâye anlatacağını ve bu üç hikâyeden sonra da Connor'ın kendisine bir hikâye anlatacağını söylüyor. Connor'ın hayatı zor, çünkü annesi ağır hasta, babası başka bir kadınla evlenip ABD'ye taşınmış, okulda arkadaşlarıyla arası kötü..bütün bunların arasında bir de ona hikâye anlatmayı kafayı takmış, kendisiyle ilgili herşeyi bildiğini söyleyen bir porsuk ağacı canavarı çıkıyor ortaya..ve canavarın dediğine göre canavarın ayaklanmasının sebebi aslında Connor'ın onu çağırmış olması..tamam da, Connor canavarı neden çağırmış olabilir ki? Canavar Connor'ın bir gerçeği gizlediğini söylüyor ve bunu açıklamasını istiyor...kitabın sonunda da işte o gerçeği öğreniyoruz.

Kitap baştan sona muhteşem çizimlerle desteklenmiş; okuduğumuz hikâye kadar güzel, etkileyici hatta ürkütücü çizimler bunlar; filmin fragmanında ise daha da güzel canlandırmalar görüyoruz... Hikâye çok dokunaklı, çok etkileyiciydi; son sayfalarda, yani gerçeği öğrendikten sonra ben de kendimi bıraktım açıkçası. Bir insanın hayata ve ölüme bakabilmesi, beni her zaman etkilemiştir: Joyce'un Ölüler'inde içine kapanık Gabriel, Çehov'un daha yeni okuduğum ve hâlâ etkisini yitirmeyen hikâyesinde ölmek üzere olan, birşeyler söylemek isteyen ama bunun ne olduğunu anlamayan saf, temiz Gusev, ya da okyanusun açıklarında artık yorulan ve hayatı ve hakikati anlamaktan bitap düşen Martin Eden aklıma ilk gelenler...burada da, elbette edebi anlamda bu diğer eserler gibi olmasa da, kesinlikle çok iyi bir şekilde yazarın bize aynı şeyi anlattığını görüyoruz... bir çocuğun zihnini, yüreğini ince ince anlatıyor bu hikâye...herkese öneriyorum...

***
Ekim ayında gösterilecek filmin fragmanları:

https://www.youtube.com/watch?v=7r1Kniofm5Y

https://www.youtube.com/watch?v=R2Xbo-irtBA
264 syf.
·4/10
Biz, Ölümlüler nedense içeriğini bilmememe rağmen çok ön yargılı olduğum bir kitaptı. Ama fuarda arkasını görüp okuyunca bir hayli sevmiş ve “bu tam benlik!” demiştim.

Bunu dememin nedeni, yazarın ele alacağı konuyu çok güzel seçmesiydi. “Herkes seçilmiş kişi olmak zorunda değil.” Bu yazıyı görmem bile kitabı seveceğimi düşünmeme yetti çünkü ne bileyim, dünyayı kurtarmasa bile içlerinde kendimizi bulabileceğimiz güzel karakterler vardır diye düşünmüştüm.

Ama beklediğim gibi olmadı.

Kitabın başları tıpkı diğer kısımları gibi karmakarışıktı. Kitabın ilk yarısı hiçbir şey anlamadım. Sonları geçtim, başları cidden karmakarışıktı çünkü siz kitabı genç yetişkin türü bilerek okumaya başlıyorsunuz ama kitapta fantastik olaylar geçiyor ve siz bir bütünlük yakalamaya, bağlantı kurmaya, bu olaylar gerçek mi yoksa kitap içinde hikayeler mi diye düşünmeye başlıyorsunuz.

Yani kısaca demek istediğim kitap çok yüzeyseldi. Vermek istediği mesajı iyi verebildiğini veya kitabın başarılı olduğunu düşünmüyorum çünkü düşününce cidden insana kattığı bir şey yok. En azından bana göre. İçerisine her şeyden biraz eklenmeye çalışılmış ama bu kitabı anlamsızlaştırmış ve karmaşıklaştırmış.

Yani Kedi Tanrısı ne? Mavi ışık, indie çocuk olayı ne? Ölümsüzler ne?

Bir okur yorumunu okudum ve kitabı gerçekten özetlemiş:

“İndie çocuklar, Kedi Tanrısı gibi fikirler çok özgün ve insanı hemen kitaba ısıtan konular olsa da, yüzeysel anlatılmıştı ve bana göre, kitabın anlattığı belirli bir konu yoktu.
Sanki yazarımız, aklında biriktirdiği bütün kahramanları bir kitaba toplamış gibi. Ama düşünün, Romeo, Nâzım Hikmet, Taylor Swift, Şrek, Keloğlan ve Joker, aynı kitabın konusu olabilir mi? Keloğlan ve Taylor Swift'in, Nâzım Hikmet ve Şrek'in paylaşabilecekleri nasıl bir ortak konu vardır ki?
Karışık ve zevksiz gelir.”

Cidden aynen böyleydi.

Ayrıca şu indie çocuk muhabbeti de bana biraz gereksiz geldi. Kitabın sonu da saçma geldi. Bu kitaba dair her şey saçma geldi bana.

4 puanın tek nedeni de kitabın dilinin akıcı olması ve birkaç güzel alıntı olması. O kadar.

Normalde çok okumak istiyorsanız okuyun derim ama bence bunu bir daha düşünün.
216 syf.
Conor, annesi kanserle savaşan bir çocuk. Bu yetmezmiş gibi okuldaki arkadaşlarıyla olan problemleri, babasının uzaklığı ve gece gördüğü kabuslarıyla başı oldukça dertte..
Kitabi okumaya başladığımda yumuşak bir hikaye olduğunu düşündüm. O kadar akıcıydı ki, başladığım gibi yüzüncü sayfasına gelmişim. Sonra birden tüm o gerçeklik boğazımda düğümlendi.
Conor için geceyarısı gelen bir canavar, ona üç hikaye anlatacağını ardından dördüncü hikayeyi ona Conor'ın anlatacağını söylüyor. Böylelikle maceramız başlıyor.
Conor'la ayni yaslardayken benim anneme de kanser teşhisi konulmuştu. Üstelik annem yakinimda degil çok uzakta tedaviye başlamıştı. O siralar hayatımın nasıl gectigini size kitaptan bir cümle ile anlatabilseydim, şu cümleyi seçerdim:
"İnanilmaz gibi görünse de, dünyanın geri kalanı için zaman akıp gitmeye devam ediyordu.
Bir şey beklemeyenler için."
Ve Conor'ın bize anlattigi hikayede, bu yasadigimdan bağımsız olarak kendimi buldum. Herkesin kendini bulacağını düşünüyorum.
Bu kitap benim unutulmazlarim arasında yerini aldi.
İçeriğini anlatmak istemedigim icin tanitimini kisa tutuyorum. Sadece genel konusuna değinmek istedim.
Ancak kitap canavarin "üç hikaye"si ile bana Kehf Suresi'ndeki Hz Musa kissasini hatirlatti. Dördüncü hikaye daima bizde :)
İmtihanlarimizdan en hayirli en güzel şekilde sıyrılabilmek duasıyla...
216 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Yorumun aslı ve tamamı --> https://yaprakonur.wordpress.com/...agrisi-patrick-ness/

Kitap Connor'ın hikâyesini anlatıyor. 13 yaşındaki Connor'ın annesi kanser, babası ise onları terk edip kendisine yeni bir aile kurmuş. Bir de hiç anlaşamadığı titiz mi titiz bir annenesi (kitapta büyükanne olarak çevirilmiş) var. Okuldaki herkes annesi hasta olduğundan kendisine anlayışlı yaklaşmaya çalışsa da okulun kabadayılarıyla başı dertte. Her gece gördüğü kabuslar ise cabası...

Ne kadar da karanlık bir tablo çizdim, değil mi?  Bu kitap gerçekten karanlık bir dram.  İnsanın içini ısıtan, yüzünde tebessüm oluşturan bir sıcaklığı yok, tam tersi boğazınıza bir yumru oturtuyor ve gözlerinizi dolduruyor.

Kısacası Canavarın Çağrısı bir çocuk kitabı değil, sindirmesi kolay bir kitap da değil ama benim mutlaka okunmalı dediğim kitaplardan biri oldu. Her şeyiyle kelimenin tam manasıyla mükemmeldi.
448 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Oğlan boğuldu; son anlarında umutsuz ve yalnızdı. Öldü.
Sonra uyandı; çıplak yaralanmış ve susamıştı fakat hayattaydı. Bu nasıl olabilirdi? Ve bu tuhaf yer neresiydi?
Neler olduğunu anlamaya çalışırken, oğlan umut etti. Bu son olmayabilir miydi? Daha ötesi olabilir miydi ya da belki de burası öbür dünyaydı?
------------------------------------------------------------
Kitabın ilk sayfalarından itibaren "Neler oluyor ya?" sorusu sizi yiyip bitiriyor. Ama bu soru birisini daha yiyip bitiriyor; ana karakterimiz Seth. Kitabı okurken sanki bir arkadaşınız ile bu kitabı okuyorsunuz da onunla fikir alışverişi yapıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Çünkü Seth de sizinle aynı şeyleri düşünüyor, aynı tahminlerde bulunuyor, aynı soruları soruyor. Daha önce hiçbir karakter ile böyle bağ kurduğumu hatırlamıyorum. Karakterin iç dünyasını rahatlıkla hissedebiliyorsunuz.

Kitapta en çok Seth'İn önceki hayatına yapılan kısa yolculukları sevdim. Olayları ve Seth'in ruh halini daha iyi anlamamızı sağlıyor.

Seth'in eşcinsel olması ve yaşadığı zorluklar, LGBT+ bireylerinin maruz kaldığı zorbalık ve mobinge güzel bir örnek. Fakat kitapta sevmediğim ve beni üzen tek şey, sürekli yapılan erkek yüceltmesi. ''Erkek'' olmanın üstün bir şey olması gereksiz ve saçmaydı. 21. Yüzyılda yaşıyoruz sonuçta.

Kitabın sonu o kadar açık bitti ki okuduktan sonra yüzlerce senaryo kurdum kafamda. Küçük bir umutta olsa diğer kitabının çıkmasını çok isterdim.

Son ve Ötesi: 7/10

Yazarın biyografisi

Adı:
Patrick Ness
Unvan:
Amerika doğumlu İngiliz yazar, gazeteci, akademisyen
Doğum:
Fort Belvoir, Virginia, ABD, 17 Ekim 1971
Ödül kazanmış bir romancı ve The Cras of Henningtoh ve Topics Obout Which I Know Nothing isimli iki önemli bilim kurgu kitabının yazarıdır. Yazar 2009 yılında Costa Çocuk Kitapları Ödülünü kazanmış, 2009 Booktrust Gençlik Kitapları Ödülü, Yılın Gençlik Kitabı Ödülü ve 2010 Carnegie Ödülü’ne aday gösterilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 64 okur beğendi.
  • 1.287 okur okudu.
  • 30 okur okuyor.
  • 836 okur okuyacak.
  • 27 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları