Patrick Ness

Patrick Ness

Yazar
7.9/10
265 Kişi
·
459
Okunma
·
25
Beğeni
·
1.980
Gösterim
Adı:
Patrick Ness
Unvan:
Amerika doğumlu İngiliz yazar, gazeteci, akademisyen
Doğum:
Fort Belvoir, Virginia, ABD, 17 Ekim 1971
Ödül kazanmış bir romancı ve The Cras of Henningtoh ve Topics Obout Which I Know Nothing isimli iki önemli bilim kurgu kitabının yazarıdır. Yazar 2009 yılında Costa Çocuk Kitapları Ödülünü kazanmış, 2009 Booktrust Gençlik Kitapları Ödülü, Yılın Gençlik Kitabı Ödülü ve 2010 Carnegie Ödülü’ne aday gösterilmiştir.
Ve o kelimeyi bir kez daha tekrarlıyor, bütün dilekleri gerçekleşmiş gibi iştahla tekrarlıyor.
"Savaş."
“Neden en kötü anısına kafa yorup duracaktı ki? Hem de hayat devam ediyorken; yepyeni bir yerde yepyeni bir hayata başlamışken; öğrenebileceği onlarca şey, tanışabileceği yepyeni insanlar varken.”
Patrick Ness
Sayfa 44 - Yabancı
Kitabın arka kapağında konusu yazmıyor içeriğini merak edip aldım.Çok güzel bir kurgusu var, biraz bilim kurgu biraz macera karışımı simülasyon olaylarının yaşandığı güzel bir kitap.Bir sonraki hamleyi tahmin etmek oldukça zor ve sizi düşündürüyor.

Kitap bitmeden rahat edemiyorsunuz, çok akıcı bir solukta bitirebilirsiniz.Tek olumsuz yanı gereksiz uzatmalar birazda tekrar sanırım kitabı kalın yapanda bu olay :) ama bu sizi yıldırmasın güzel bir hikaye okumuş olacaksınız. Ve kapak tasarımı muazzam olmuş. Keyifli okumalar.
Son ve Ötesi kitabını tek kelime ile tanımla deseler orijinal dedim. Biz, Ölümlüler'i pek beğenmemiştim. Anlaşılan yazarı okuyanların çoğu Vahşetin Çağrısı ile kendisine hayran kalmış Biz, Ölümlüler'i pek beğenmemiş. Eksikliklerinin yanında harika mesajları vardı tabi. O harika mesajları Son ve Ötesi'nde de kendisini gösteriyor. Yazarın kitaplarından alınacak çok ders var, düşünecek çok şey var. Zaman zaman anlayamıyorsunuz. Aslında gayet açık ama kaçırılan bir şeyler varmış gibi geliyor. Ben öyle hissettim.
https://expectokitabum.blogspot.com/...trick-ness.html#more
Biz, Ölümlüler çıktığı günden beri okumayı dört gözle beklediğim bir kitaptı.Elime geçince de hiç bekletmeden okuma listeme ekledim. Bu yazardan Canavarın Çağrısı adlı kitabı da okumayı çok istiyordum ama nasip bu kitabına imiş. Konu olarak farklı sorunlar yaşayan bir arkadaş topluluğunun yaşadığı şeyleri konu alıyor.Kurgusu daha arka kapak yazısını okuduğumda bile ilgimi çekmişti. Sadece gençlerin sorunlarına değinip, sıkıcı bir genç kurgu yazmak yerine yazarın işin içine fantastik ögeler katarak olayı özgün hale getirmesi çok hoşuma gitti.Ama bir puan kırmamın da sebebi olan , olayları çok yüzeysel geçme işini hiç yapmasa idi keşke.Kurgudaki kedi tanrısı, indie çocuklar fikri çok özgün ve farklı olabilir belki fakat bunları işleyiş biçimi beni pek tatmin etmedi.Yani tam istediğim tadı alamadım kitaptan.Ana karakterin yaşadığı sorunlar ve duygu geçişlerini çok iyi aktarabildiğini ve ilk defa yanlış kararları yüzünden bir karaktere sinirlenmediğimi de belirtmek isterim. Aldığı kararların arkasındaki nedenler bana gayet mantıklı geldiği için genel olarak ana karakteri sevdim diyebilirim.Bunun dışında kitabın özgün kurgusunun yanında çok da yalın ve akıcı bir anlatımı vardı.Böyle anlatım tarzına sahip kitapların benim rs'den çıkmama epey yardımı dokunuyor ve size de faydasının dokunacağına eminim.Tam olarak istediğim hazzı yaşayamamış olsam da fena bir kitap değildi benim için.Size de öneririm, çünkü dili sade olsa da bakış açınızı değiştiren bir anlatım tarzına sahip ve kesinlikle size bir şeyler katacağını söyleyebilirim.
Serinin konusu, karakterleri, olayların ilerleyiş biçimlerini çok sevdim. Okurken halk ağzı beni rahatsız etmedi değil, düşünüyom falan, en çokta Jane konuşurken okumakta zorlandım, çok rahatsız ediciydi. Birde kitabın şimdiki zamanda anlatılması, bir türlü ısınamadım buna böyle kaç kitap okuduysam hepsi rahatsız etti.

Kitap gerçekten çok güzeldi, yorum yapmak istiyorum ama spoiler vermeden çok zor. Kitabın anlatmak istediklerini şu cümle çok güzel özetliyor bence;
İnsanlar ne kadar zavallı yaratıklar. Öyle güçsüzüz ki her şeyi berbat etmeden iyi bir şey yapamıyoruz. Başka bir şeyleri yıkmadan yenilerini inşa edemiyoruz.
Bu seriyi okuyun derim, gerçekten çok güzel ve hızlı ilerleyen bir seri.

Daha fazlası için;http://yorumatolyesi.blogspot.com/...kaos-yuruyusu-3.html
"SENİNLE İLGİLİ HERŞEYİ BİLİYORUM, CONOR O'MALLEY"

Canavarın Çağrısı'ndan ilk kez bir iki ay önce film fragmanını izleyerek haberdar olmuştum, ama kitap olduğunu öğreneli birkaç gün oldu sadece. Filmin fragmanı bana çok etkileyici geldi, kitabı olduğunu öğrenince de hemen okumak istedim..yeter ki şu karışık, korkunç günlerde zihnimizi başka yerlere taşımak mümkün olsun...ki oldu da ..kitabı okudum; okudum ama burada da ağlamamak mümkün olmadı...çünkü 13 yaşındaki Connor'ın yavaş yavaş ölmekte olan annesiyle yaşadığı şeyler insanı etkiliyor. BUrada elbette kitaptaki gelişmeleri bir şekilde belli etmiş olacağım, o yüzden kitabı okumayı düşünenler okumamalı belki de... Connor'ın evlerinin az ilerisindeki porsuk ağacı bir canavara, dev bir porsuk ağacı canavarına dönüşüp her gün tam saat 12.07'de ona gelerek ona tam üç hikâye anlatacağını ve bu üç hikâyeden sonra da Connor'ın kendisine bir hikâye anlatacağını söylüyor. Connor'ın hayatı zor, çünkü annesi ağır hasta, babası başka bir kadınla evlenip ABD'ye taşınmış, okulda arkadaşlarıyla arası kötü..bütün bunların arasında bir de ona hikâye anlatmayı kafayı takmış, kendisiyle ilgili herşeyi bildiğini söyleyen bir porsuk ağacı canavarı çıkıyor ortaya..ve canavarın dediğine göre canavarın ayaklanmasının sebebi aslında Connor'ın onu çağırmış olması..tamam da, Connor canavarı neden çağırmış olabilir ki? Canavar Connor'ın bir gerçeği gizlediğini söylüyor ve bunu açıklamasını istiyor...kitabın sonunda da işte o gerçeği öğreniyoruz.

Kitap baştan sona muhteşem çizimlerle desteklenmiş; okuduğumuz hikâye kadar güzel, etkileyici hatta ürkütücü çizimler bunlar; filmin fragmanında ise daha da güzel canlandırmalar görüyoruz... Hikâye çok dokunaklı, çok etkileyiciydi; son sayfalarda, yani gerçeği öğrendikten sonra ben de kendimi bıraktım açıkçası. Bir insanın hayata ve ölüme bakabilmesi, beni her zaman etkilemiştir: Joyce'un Ölüler'inde içine kapanık Gabriel, Çehov'un daha yeni okuduğum ve hâlâ etkisini yitirmeyen hikâyesinde ölmek üzere olan, birşeyler söylemek isteyen ama bunun ne olduğunu anlamayan saf, temiz Gusev, ya da okyanusun açıklarında artık yorulan ve hayatı ve hakikati anlamaktan bitap düşen Martin Eden aklıma ilk gelenler...burada da, elbette edebi anlamda bu diğer eserler gibi olmasa da, kesinlikle çok iyi bir şekilde yazarın bize aynı şeyi anlattığını görüyoruz... bir çocuğun zihnini, yüreğini ince ince anlatıyor bu hikâye...herkese öneriyorum...

***
Ekim ayında gösterilecek filmin fragmanları:

https://www.youtube.com/watch?v=7r1Kniofm5Y

https://www.youtube.com/watch?v=R2Xbo-irtBA
Yorumun aslı ve tamamı --> https://yaprakonur.wordpress.com/...agrisi-patrick-ness/

Kitap Connor'ın hikâyesini anlatıyor. 13 yaşındaki Connor'ın annesi kanser, babası ise onları terk edip kendisine yeni bir aile kurmuş. Bir de hiç anlaşamadığı titiz mi titiz bir annenesi (kitapta büyükanne olarak çevirilmiş) var. Okuldaki herkes annesi hasta olduğundan kendisine anlayışlı yaklaşmaya çalışsa da okulun kabadayılarıyla başı dertte. Her gece gördüğü kabuslar ise cabası...

Ne kadar da karanlık bir tablo çizdim, değil mi?  Bu kitap gerçekten karanlık bir dram.  İnsanın içini ısıtan, yüzünde tebessüm oluşturan bir sıcaklığı yok, tam tersi boğazınıza bir yumru oturtuyor ve gözlerinizi dolduruyor.

Kısacası Canavarın Çağrısı bir çocuk kitabı değil, sindirmesi kolay bir kitap da değil ama benim mutlaka okunmalı dediğim kitaplardan biri oldu. Her şeyiyle kelimenin tam manasıyla mükemmeldi.
Merakla beklediğim Patrick Ness kitabıydı Biz, Ölümlüler...

Kitap kısa, okuması kolay, size bir şeyler katabilecek içerikte ama sevemedim. Hayalle gerçeği birleştirmeyi seven bir yazar Patirck Ness. Çocuk psikolojisini, genç psikolojisini yansıtmakta çok başarılı bulduğum bir yazar. Diğer kitabı Canavarın Çağrısını'nı okuduğumda kendisine hayran olmuştum.

Belki diğer kitaba olan sevgim yüzünden çok beklentiye girmiş olabilirim. Bu sebeple bu kitap bana yetmemiş olabilir diye düşünüyorum.

Daha önce hiç Patrick okumadıysanız seversiniz ama durumunuz benim gibiyse beklentisiz okuyun.
Serinin son kitabını okuyup sorulara bir son vermek istedim yalnız çok kötü bir zamana denk geldi kitap okuyamıyorum. Tekrar okumam uzun zaman alacağa benziyor :( Şimdilik şiir kitapları okuyorum. İlham perim gelir gelmez hızlı bir dönüş yapacağım :)
Conor, annesi kanserle savaşan bir çocuk. Bu yetmezmiş gibi okuldaki arkadaşlarıyla olan problemleri, babasının uzaklığı ve gece gördüğü kabuslarıyla başı oldukça dertte..
Kitabi okumaya başladığımda yumuşak bir hikaye olduğunu düşündüm. O kadar akıcıydı ki, başladığım gibi yüzüncü sayfasına gelmişim. Sonra birden tüm o gerçeklik boğazımda düğümlendi.
Conor için geceyarısı gelen bir canavar, ona üç hikaye anlatacağını ardından dördüncü hikayeyi ona Conor'ın anlatacağını söylüyor. Böylelikle maceramız başlıyor.
Conor'la ayni yaslardayken benim anneme de kanser teşhisi konulmuştu. Üstelik annem yakinimda degil çok uzakta tedaviye başlamıştı. O siralar hayatımın nasıl gectigini size kitaptan bir cümle ile anlatabilseydim, şu cümleyi seçerdim:
"İnanilmaz gibi görünse de, dünyanın geri kalanı için zaman akıp gitmeye devam ediyordu.
Bir şey beklemeyenler için."
Ve Conor'ın bize anlattigi hikayede, bu yasadigimdan bağımsız olarak kendimi buldum. Herkesin kendini bulacağını düşünüyorum.
Bu kitap benim unutulmazlarim arasında yerini aldi.
İçeriğini anlatmak istemedigim icin tanitimini kisa tutuyorum. Sadece genel konusuna değinmek istedim.
Ancak kitap canavarin "üç hikaye"si ile bana Kehf Suresi'ndeki Hz Musa kissasini hatirlatti. Dördüncü hikaye daima bizde :)
İmtihanlarimizdan en hayirli en güzel şekilde sıyrılabilmek duasıyla...
Yine severek okuduğum bir kitabın daha sonuna geldim. Herkesin birbirinin içsesini, aklından geçenleri duyabileceği bir kasaba düşünün. Soyu tükenmiş kadınlar, yok olmaya yüz tutmuş kentler, konuşan hayvanlar, bir çocuğa musallat olan büyük bir gizem. Küçük yaşta bir başlarına ve omuzlarına büyük yükler binmiş çocukların hikayesi. Hikayenin büyük bir kısmı yollarda geçiyor ve bu düşünüldüğü kadar sıkıcı değil. Hayvan sever okurlar için de ilgi çekici detaylardan birisi baş karakterlerden birisinin tatlı bir köpekçik olması. Onunla da kitabın birçok yerinde karşılaştığınız için sempati duyuyorsunuz ve sağlam bir bağ oluşuyor aranızda.
Kitap belli sayfalara kadar biraz olaysızdı. Bir macera filmi gibi olamasa da bir çizgi filmin saçma bulsanızda sizi eğlendirip kendini izleten büyüsü benzeri yerlerdi bu yerler. Bu durgun yerlere rağmen sizi saran bir tarafı vardı.
Hoş ve ilginç bir kurgusu vardı ama 13 yaşında bir oğlan uğruna yapılan bazı şeyler kitapta bir nedene bağlansa bile bana pek tatmin edici gelmedi bu neden. Sağlam bir zemine oturmuyordu. Yazar daha çarpıcı bir sebep bulabilirdi. Zayıf noktalarından biriydi bu kitabın. Birde kitaptaki kötü karakterlerden birinin mucize eseri sürekli başarılı olup hayatta kalabilmesi biraz uçuk geldi bana doğrusu.
Baş karakter Todd’a bazı yerlerde gerçekten fazlasıyla sinirlendim. Hatta bazı Todd diyalogları ve olaylarını la havle çekerek okudum. Olgun olmayan düşünceleri , inadından ve bencilliğinden dolayı etrafına verdiği zararlar okuyuları gerçekten çileden çıkarabiliyor. Buna rağmen her şeyin altında masum bir çocuğun düşünceleri yatıyor ve ona sempati duymadan edemediğiniz yerler oluyor. Ama ben Viola karakterini daha çok sevdim. Mantıklı konuşmaları ve zekice planlarıyla Todd’a yol gösteriyor. Ona iyi bir yol ve kader arkadaşı.
“Nehrin daşıdığı higayeler. İnsannar gonuşuyo. Annasın ya. Higayeler. Bunu görmüştünüz mü?”
Bazen bazı kasabalılar cümleleri öyle bir kuruyor ki, her cümlenin sonuna “gaari” gelecek gibi bir beklenti içine giriyorum. Ege şivesine benzer şivelere rastlayabiliyorsunuz.
Kitap belli yerden sonra çok sürükleyici hale geldi ve elimden bırakamadım. Kitaptan çok beklentim yoktu hatta biraz kasvetli bir kitap beklemiştim kapağına bakınca da ama beklentimin üzerinde sürüleyici bir eserdi. Ben kitaplarda dramatik yerlerde ne kadar üzülsem de genellikle pek ağlamam. Normal hayatımda da ağlamayı tercih ettiğim pek söylenemez. Ama bu kitapta hassas anıma geldiği için mi yoksa benim için önemli bir karakterle ilgili bir gelişme olduğu için mi bilemeyeceğim ama gözyaşlarımı tutamadığım yerler oldu. Bir çoğunuzun da benim gibi etkileneceğinden eminim. Yazar şaşırtmayı başarmıştı beni orada.
Kitabın ismi de içeriğini büyük oranda yansıtıyordu ama okuduğumda ben kitaba Jonathan Safran Foer’in “Aşırı Gürültülü Ve İnanılmaz Yakın”ını yakıştırdım nedense. Kitabın verdiği mesajda çok güzeldi. Umut, her şey tükendiği zaman insanı hayata bağlayan ve devam etmesini sağlayan yegane şeydir. Ancak insana en çok acı veren şey de yine umuttur. “Umut acıtır.”
Şimdiki zamanlı anlatımı ve bozuk Türkçesi dışında pek bir şikayetim olmadı kitaptan. Kitapta sürekli gidek, yapıyom, yannış, diil, nıfıs gibi garip bir Türkçe ile karşılaşıyorsunuz. Ama bunlar öyle çok da göze batmıyor. Bazı yerlerde kitaba doğal bir hava kattığını söylemek bile mümkün. Kitabı çok sevdim ve ikinci kitabını da hemen alıp okumayı düşünüyorum. Herkese de önerebileceğim bir kitap. Detaylı yorumlar için ;
http://yorumatolyesi.blogspot.com.tr/...-1-patrick-ness.html

Yazarın biyografisi

Adı:
Patrick Ness
Unvan:
Amerika doğumlu İngiliz yazar, gazeteci, akademisyen
Doğum:
Fort Belvoir, Virginia, ABD, 17 Ekim 1971
Ödül kazanmış bir romancı ve The Cras of Henningtoh ve Topics Obout Which I Know Nothing isimli iki önemli bilim kurgu kitabının yazarıdır. Yazar 2009 yılında Costa Çocuk Kitapları Ödülünü kazanmış, 2009 Booktrust Gençlik Kitapları Ödülü, Yılın Gençlik Kitabı Ödülü ve 2010 Carnegie Ödülü’ne aday gösterilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 25 okur beğendi.
  • 459 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 383 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları