Kaos Yürüyüşü Serisi'nin ilk kitabı Umut Bıçağı'nı yıllar sonra yeniden elime aldım ve reading slump'tan korunmak için kendime kalkan yapmaya karar verdim. Bu sayede de enteresan bir şekilde kitabı neredeyse hiç unutmadığımı fark ettim. 7-8 yıl geçmiştir büyük ihtimalle ilk okumamın üzerinden ama bende ufak bir travmaya sebep olduğu için herhalde, aklıma iyice kazınmış seri... Ne travması mı? Hiç susmayan iç sesimi herkesin bangır bangır duyduğu bir dünyada yaşamak zorunda kalsaydım -eyvahlar olsun- ne yapardım ben travması... Şaka değil, benim iç sesim hiç susmaz, hiiiç...
Her neyse, artık kitaptan bahsedelim;
Şimdi, dünyadan ayrılıp yeni bir gezegene taşındığınızı hayal edin. Gezegende yaşamaya başladıktan bir süre sonra bir hastalık ortaya çıkmaya başlıyor ve bu hastalık yüzünden iç sesinizi kontrol edememeye başlıyorsunuz; aklınızdan geçen her şey bir gürültüye dönüşüyor, hem de gözle görülebilir bir gürültüye. Yaşadığınız yer bir daha asla sessiz kalamıyor çünkü uyurken bile gördüğünüz rüyalar gürültü olarak yayılıyor çevreye. Ne sır, ne planlar, ne mahremiyet ne de bir parça sessizlik kalıyor hayatınızda.
Bekleyin, daha en kötüsünü söylemedim, hazır olun.
Bu hastalık(?) insanlar arasında sadece erkeklere bulaşmış durumda. Kadınların hiç gürültüsü yok. Sırları onlara ait. Planlar, mahremiyet, sessizlik onlara ait. Gürül gürül akan iç çığlıkların arasında kıskanılacak, derin bir sessizlik... Hepsi yalnızca kadınlara ait.
Evet, şimdi size kitabı okumasanız bile cevap verebileceğiniz bir soru soracağım. Böyle bir dünyada, erkekler, kadınların bu sessizlik avantajını hatta gücünü, kendi gururlarına yedirebilir mi? Böyle bir dünyada, kadınlar, şiddetten uzakta ya da hayatta kalabilir mi? Evet, cevabı eminim biliyorsunuz. Ama çok daha fazlası için kitabı okumanız