Onu cezalandırmadılar. Halbuki o cezalandırılmayı arzuluyordu. Aslında o yaptıkları yanına kâr kalmasın istiyordu. Yaptıklarının bir cezası olursa bir anlamı da olacaktı. Fakat hiçbir koşulda ceza almıyordu. Böyle olunca her ne yapsa muhatabını bulamadan bir acayip yalnızlığa mahkûm edilerek yaşayıp gidiyordu. Onun varlığı bu aptal ailenin üyelerine birkaç gömlek büyük geliyordu. Cezanın doğması için yeter neden, işlenmiş bir suç değil suçu işleyenin kimliğidir. Bu nedenle bazı suçların cezasız kalacağı açıktır.
Dağdaki hastanede yattığından beri, et ona belki vücudunun da tıpkı bir dananın gövdesi gibi yenilip çiğnenebileceğini hatırlatıyor. Elbette, insanlar insan eti yemezler, bu onları dehşete boğardı. Ama bu dehşet, bir insanın yenebileceğini, çiğnenebileceğini, yutulabileceğini, dışkıya dönüşebileceğini yalnızca doğruluyor. Ve Milada, yenme dehşetinin bütün hayatın içyüzü olan daha genel bir dehşetin uzantısından başka bir şey olmadığını biliyor: beden olmanın, bir beden şeklinde var olmanın dehşeti.
Josef birden karısının yokluğuyla sarsıldı, burada onun varlığından tek bir iz bile yoktu. Bu ülkede geçirdiği üç gün boyunca, kimse ağzını açıp onun hakkında tek kelime etmemişti. Anladı: Burada kalırsa, onu kaybedecekti. Burada kalırsa, o yok olup gidecekti.
İnsanlar bugün komünizmi, fikirleri değiştiği için, bir şoka maruz kaldıkları için değil, komünizm onlara ne düzen karşıtı olduklarını gösterme, ne itaat etme, ne kötüleri cezalandırma, ne yararlı olma, ne gençlerle birlikte geleceğe doğru ilerleme, ne de etraflarında büyük bir aileye sahip olma fırsatı sağladığı için terk ediyorlar. Komünizm inancı artık hiçbir ihtiyaca cevap vermiyor. O derece işe yaramaz hale geldi ki, herkes, farkında bile olmadan onu terk ediyor,