" Ne var biliyor musunuz? Bence din bizlere çok yanlış bir biçimde ögretiliyor. Bir parça pusulamı şaşırmış durumdayım. Ergin bir kişi olarak ilk din ve inanç birliği ayinime gideceğim gün, teyzem, evde beni hazırlıyordu. Bunun hayatımın en güzel günü olacağını söylüyordu. Hazreti İsa'yı insanın yüreğine kabul etmesinin yeryüzündeki en büyük mutluluk olduğunu da. Ve ben bütün bunların hiçbirini duymadım. Duyduğum şey, kendini beğenmişlikti. Çünkü küçüktüm ve üniformamdaki işaretler, ilkokulun dördüncü sınıfında olduğumu gösteriyordu herkese. Tüm bakışların bana yöneldiğini düşünüyordum. Bütün o ilahilerle ve dualarla ayin tamamlanırken, benim duyduğum şey açıktı. Düşkırıklığına uğramıştım, çünkü kutsanmış ekmek, beklememi öğrettikleri o değişikliği getirmiyordu bana. Korkunç bir gün geçirdim. Bir grup fotoğrafı. Çok geç saatte kahvaltı, çikolata. Açlıktan hastalandığımı hissediyordum, başım dönüyordu. Sonra, yeniden fotoğraflar. 7 Eylül Bayramıydı bu. Geçit töreni vardı. Ve tüm ögle sonrası, yorgunluktan ölmüş halde yürüdük. Ruhumda bir eksiklik olduğunu duyuyordum."
" Odama gelip bana iyi geceler dileyen bir babam olsun isterdim. Elini başıma koyan bir baba. Odama giren, üstüm açılmışsa uyandırmamaya bakarak üstümü örten. Bana iyi geceler dileyerek yanağımdan öpen. "
" Koca budala, büyüklerin hiçbir şey anlamadıklarını görmüyor musun? Yeryüzünün en büyük gerçeklerini söyleyebilirsin, ama hiçbir yere götürmez bu seni."