Hak ihlalleriyle, işgallerle, sınıf kavgalarıyla şekillenmiş olan tarihin doğru ve günümüze ışık tutan yazımı, işte bu bilinçle yapılmadığı müddetçe,hak ihlalcilerinin meşrulaşma ve kahramanlaşma alanı olacaktır.
Kitap boyunca sıklıkla “çağdaş insanlık değerleri”, “insanlık ahlakı1 gibi vurgularla karşılaşacaksınız.Bu noktada okuyucunun “Peki, ama tarihin eski dönemlerini günümüz değerlerini ölçü alarak değerlendirmemiz bizi öznelliğe itmez mi?” sorularını sorması mümkündür.Bu kaygıları görece dikkate almakla birlikte, söz konusu soruları olumsuz yanıtlama rahatlığını duyuyorum.Çünkü bu bilinçli seçimimin belli öncülleri var.Bu öncüller, inanç ve milliyet ayrımı tüm insanlığın kendini ifade etme ve geliştirmede eşit haklılığı ve hangi kutsal veya kutsal olmayan gerekçeyle olursa olsun manevi veya fiziki tecavüze uğramama hakkıdır.
İslamcı mantık açısından, inancı ve milliyetinden bağımsız olarak insanın hak ve özgürlüklerini esas alan gerçek bir yurtseverlik ve enternasyonelizmden söz etmek olanaksız.
Süreci kutsiyet halesinden soyup bilimsel bir soğukkanlılıkla okumayı başardığımızda, sömürgeciliğe ilişkin ilk kapsamlı uygulamalardan birinin, Müslümanlaşan Araplarca gerçekleştirildiği görülür.