Seda

Seda
@bookgeek
Puan vermedi·303 syf.··
2026 1. kitabı
Sarı Yüz bence sadece bir hikaye anlatmıyor, okuru sürekli rahatsız eden bir tartışmanın içine çekiyor. R.F. Kuang bu kitapta özellikle edebiyat dünyasının arka planını, kimlik meselesini ve kültürel sömürü konusunu baya sert bir şekilde ele almış. Kitap boyunca şunu çok net gördüm: Yazarlık dediğimiz şey sadece yetenekle ilerlemiyor. Sektör, algı, pazarlama, hatta bazen kaos bile işin içine giriyor. Bu da ister istemez gerçekten iyi olan mı kazanıyor yoksa doğru zamanda doğru yerde olan mı sorusunu aklıma getirdi. Benim kitapta takıldığım noktalardan biri ise şu oldu: Bence herkes istediği hikayeyi anlatabilir. Bir yazarın illa o hayatı yaşamış olması gerektiğini düşünmüyorum. İyi bir araştırmayla ve doğru bir anlatımla farklı hayatlar da yazılabilir. Sonuçta bu bir kurgu ve sınır koymak doğru gelmiyor. Bence bir kitabı beğenmek ya da beğenmemek tamamen kişisel bir şey. Yine de kitap, bazen durumun bireysel olmaktan çıkıp toplu bir tepkiye dönüştüğünü de iyi gösteriyor. Ama bu June'un yaptığını haklı çıkarır mı? Bence hayır. June karakterine baktığımda gördüğüm şey sadece hırs değil. Daha çok yaptığı şeyleri sürekli kendi içinde mantıklı hale getirmeye çalışan biri. Ve bence asıl sorun burada başlıyor. Çünkü o içsel hesaplaşmayı, insanlar farketmeden önce kendi içinde yapması gerekiyordu ama bunu yapmadı. Her şeyi dışarıdan gelen tepkiye göre fark etmeye başladı. Bazı yerlerde yaşadığı haksızlıkları anladım, hatta yer yer empati de kurdum. Ama bu, yaptığı şeyleri kabul edilebilir kılmıyor. Zaten kitap da tam olarak burada insanı rahatsız ediyor. Çünkü ortada tamamen karşısında durabileceğin bir karakter yok. Ama bir yandan da şunu düşündürüyor: İnsan zaten en başından beri rahatsız olduğu birinin yanında durmamalı, kendi benliğini koruyabilmeli. Yaşadığı
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,3bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
Pera Palas’ta, zamanında Atatürk’ün oturmuş olduğu salonda tiyatro uyarlamasını izleme şansı yakaladığım Beyaz Geceler’i okurken, kendimi ıssız Petersburg gecelerinde hayalperest kahramanımızın yalnız kalbine misafir olmuş gibi hissettim. Onun insanlardan çok hayalleriyle kurduğu bağ, yaşadığı duygu yoğunluğu ve iç dünyasındaki kırılganlık, fark etmeden içimde ince ama kalıcı bir sızı bıraktı. Nastenka’nın ortaya çıkışıyla birlikte karanlığın içinden süzülen bir umut ışığı belirdi; birkaç geceye sığan bu tanışıklığın biraz daha sürmesini diledim. Ancak Dostoyevski, mutluluğu uzatarak değil, tam da eksik bırakarak anlamlı kılıyor. Kahramanımızın da söylediği gibi, bir anlık mutluluk bile koskoca bir ömürde çok şey ifade edebiliyor. Kitabı bitirdiğimde geriye yüksek sesli bir hüzün değil, sessiz bir kabulleniş kaldı. Beyaz Geceler, insana her karşılaşmanın kalıcı olmak zorunda olmadığını; bazen sadece hatırlanmak, hatırda kalmak için var olduğunu hatırlatan, sade ama derin bir metin olarak zihnimde yer etti.
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,2bin okunma
Puan vermedi·158 syf.··
2025 3. kitabı
Açlık, sadece fiziksel değil, zihinsel ve ruhsal bir açlığın romanı. İsimsiz başkarakter, şehirde sürüklenen kimliksiz bir figür olarak evrenselleşiyor; böylece her okuyucu onun yalnızlık, yabancılaşma ve anlam arayışıyla bağ kurabiliyor. Karakterin açlıktan kıvranırken bile gururundan yardım kabul etmemesi, basit bir yoksulluk hikâyesini derin bir varoluş krizine dönüştürüyor. Bilinçaltında değer görmeme korkusuyla kendini cezalandıran bu adam, bazen absürt, bazen trajik sahnelerle zihinsel bir çözülüşe sürükleniyor. Hamsun’un sade ama çarpıcı anlatımıyla şekillenen bu roman, insan ruhunun sınırlarını zorlayan etkileyici bir iç yolculuk sunuyor. Zorlayıcı ama sahici bir okuma deneyimi arayanlar için yönlendirici bir kitap.
İnsan ve Hayat
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,7bin okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2024 5. kitabı
Efsaneye göre, Truva Savaşı'nda Yunan ordusunun en güçlü savaşçısı olan Akhilleus, annesi Thetis tarafından Styx Nehri'nde yıkanarak ölümsüz yapılmaya çalışılmıştır. Ancak, topuğundan tuttuğu için bu bölgesi zayıf kalır ve bu nedenle "Akhilleus'un topuğu" ifadesi, bir zayıflık veya kırılganlık sembolü haline gelir. Bir tanrının ölümlü oğlu olan Akhilleus, kahramanlığının yanı sıra müzik yeteneği, sevgi gücü ve acımasızlıkların kederini derinden hissedebilen bir karakter olarak beni etkileyen mitolojik figürlerden biridir. Kitabı okurken, olayları mitolojide ikincil bir karakter olarak bulunan Patroklos'un naif gözünden görmek, onun duygu dolu derinliğiyle hikayeye yaklaşması beni derinden etkiledi. Patroklos’un duyduğu koşulsuz sevgi bağı, kalbimde kalıcı bir iz bıraktı. Madeline Miller’ın önceki kitabı "Ben Kirke"de olduğu gibi, bu eserde de muazzam bir kendini gerçekleştiren kehanet örneğiyle karşılaştım. Akhilleus, Hektor'a ona bir şey yapmadığı sürece dokunmayı düşünmezken, Hektor belki de yapmaması gereken tek şeyi yaparak, onun en değer verdiği şeyi elinden aldı. Betimlemeler ve karakterlerin iç çatışmaları, kayıpların getirdiği acılar çok iyi kaleme alınmış. Okurken sanki olayların içindeymişim gibi hissettim. Sonuç olarak, "Akhilleus'un Şarkısı", hem mitolojik derinliği hem de insani duyguları ustaca harmanlamasıyla, okuyucuya unutulmaz bir deneyim sunuyor.
Akhilleus’un ŞarkısıMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202019,4bin okunma
Stefan Zweig, Erika Ewald'ın Aşkı
Puan vermedi·64 syf.··
Beğendi
·
2023 6. kitabı
Ufak bir tatil boşluğunda okuduğum, birden fazla duyguyu aynı anda yaşatıp hızlıca biten akıcı bir kitaptı. Zweig yine karakterlerin ruhsal tasvirlerini yaparken okuyucuya kendini de düşündürtüyor. Bazen duygularımız arasında sıkışıp ne istediğimizi bilemeyecek hale gelebiliriz. Fakat anlık çekingenliğimizden sıyrılamayıp konfor alanımızdan çıkamadığımızda ve dolayısıyla hayatımızın dönüm noktalarını kaçırdığımızda; o anki güzel duygular ileride kalbimizde yara, öfke, belki de intikam hırsı olarak kalabilir. Erika Edwald’ın Aşkı, bize düşüncelerimiz netleşip kalbimizi dinlemeye başladığımızda çok geç olabileceğini, elimizdekileri de kaybedebileceğimizin bir hatırlatıcısı.
Erika Ewald’in AşkıStefan Zweig · Puslu Yayıncılık · 20223,860 okunma