Zezê; haylazın teki. En azından ailesi ve mahallesine karşı... Hani şu hep dediğimiz yaramaz, yerinde durmayan çocuklar var ya, işte onlardan. Oysaki öyle akıllı, öyle zeki bir çocuk ki... Fark edilmeyi bekliyor sadece. Okurken göz yaşlarıma hakim olamadığım bir kitap oldu, beni fazlasıyla etkiledi. Belki de küçük kardeşimin Zezê'ye çok benzediğindendir, bilmiyorum.
Bir çocuğa eğer sürekli sen şeytansın dersen, o çocuk kendisinin şeytan olduğuna inanır. Çocuklar sadece biraz daha ilgi, biraz daha şefkat istiyor. Anlaşılmak istiyor. Onları anlayan, dinleyen bir insan olsun istiyor. Onun farkına varan, aslında nasıl olduğunu gören...
Zezê ailesinin en küçük ikinci çocuğu. Daha sadece 'beş' yaşında olmasına rağmen bütün yük onda sanki... Omuzlarına fazlaca sorumluluk bırakılmış, farkındalık bırakılmış. en ufak bir hatasında 'sen şeytansın' denilmiş. Ne acı...
Çok meraklı, eğitim aşığı... Ve benim için bir hayal kurma üstadı. Bir çocuğun ulaşabildiği en güzel nokta onun, en güzel hayaller onun çünkü.
Zezê'nin portakal ağacının çiçek açtığı gün benim de içimde bir yerlerde bir şeyler koptu sanki. Ben de Zezê'yle birlikte artık çocuk olmadığımın farkına vardım sanki.
Ama ben hâlâ hayal kuruyorum. O meyve veren ağaç hâlâ bir yerlerde benim içimde duruyor, biliyorum. Nefes aldığım müddetçe durmaya devam edecek.
Çünkü bizler hayallerimiz kadar varız...
Okuyun. Kesinlikle okuyun.