Selam arkadaşlar Çok fazla popüler olan bir kitapla geldim. Konusu ilgimi çekmişti, yapılan yorumlar, incelemeler çoğunlukla güzeldi ve güzel bir önyargı ile başladım.
Kitap, Şizofreni hastası olan 16 yaşındaki Deborah'ın ailesi tarafından tedavi edilmesi üzerine ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatırılması ile başlıyor.
"Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben... Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim... Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk vadetmedim... Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğü vadedebilirim."
Deborah bir yandan gerçek dünyayla bir yandan da kendi kafasında kurmuş olduğu ve gerçekliğine inandığı YR krallığı ile savaşıyor. Kafasında kurduğu bu dünyada başka insanlar var ve hatta başka bir dili bile var.
Kitapta Deborah’ın inişli çıkışlı tedavi sürecini hastane yaşamını, diğer hastalarla kurduğu ilişkilerini, sağlığına kavuşması için onu hastaneye götüren anne ve babasının verdikleri bu karar yüzünden yaşadığı karışık duyguları okuyoruz.
İki dünya arasında sıkışıp kalmış 16 yaşındaki Deborah iyileşebiliyor mu? Yoksa yanlış bir karar verip bir hiçliğe doğru sürünüyor mu?
Kitap giriş itibariyle çok akıcı ilerledi, hastaneye yatırılma süreci anne ve babasının o tedirginlikleri, korkuları, yeterince iyi bir ebeveyn olamadıklarını düşünüp iç hesaplaşmaları çok etkileyiciydi.
Daha sonrasında üzülerek söylüyorum sıkılarak okudum, sanki bitmesi gereken yerde bitirilmemiş gibiydi. Olaylar fazla uzatılmıştı. Deborah'ın Yr krallığı ile olan çatışması beni çok yordu. Yazar, araya psikolojik bilgiler serpiştirmiş bunlar güzel detaylardı. Kitap bana biraz Veronika ölmek istiyor eserini de anımsattı.
296 sayfadan oluşan eser yer yer beni içine çekti yer yer de bunalttı. Psikoloji severlerin rahatlıkla okuyacağı bir eser. Edebi yönden