Marius ve Cosette birbirleri için geceydiler. Konuşmuyor, selamlaşmıyor, tanışmıyor, sadece birbirlerini görüyorlardı ve tıpkı aralarında milyonlarca fersah mesafe olan yıldızlar gibi birbirlerine bakarak yaşıyorlardı.
Aslında hiçbir şey göründüğü kadar küçük değildir; doğanın derin gizemlerinin buyruğuna girmiş herkes bunu bilir:
Felsefede mutlak gerçeğe varılamasa da, neden de sonuç gibi sınırlandırılamazsa da, derin düşüncelere dalan biri ayrıştırılan tüm güçlerin tek bir bütünde sonlanması karşısında büyük bir coşkuya kapılır. Her şey her şey için çalışır.
Dozunda alınan sakinleştirici gibi, belli bir miktarda hayal kurmak da faydalıdır. Zihnin ve emeğin bazen siddetli olan ağrılarını dindirir ve saf düşüncelerin sert çıkıntılarını törpüleyen, sağda solda eksiklikleri ve aralıkları dolduran, dağınıklıkları birbirlerine bağlayan hafif ve serin bir buğunun ortaya çıkmasına neden olur.
Ama fazla hayal insanı sular altında bırakır, boğar. Düşüncelerinin yerini tamamıyla hayaller almış zihin emekçisinin vay haline! İşin içinden
kolayca sıyrılacağını sanır ve her seferinde hep aynı şeyi söyler. Yanılgı!
Düşünce zihnin, hayal hazzın ürünüdür. Düşüncenin yerine hayali koymak yemeğe zehir katmaya benzer.
Devrimleri yarı yolda durduran kimdir? Burjuvazi.
Neden?
Çünkü burjuvazi doyuma ulaşmış çıkardır. Dün açtı, bugün bolluğun içindedir, yarın da doygunluğa ulaşacaktır.