Başlangıçta öyle görünmese de birinin yokluğuna alışmak, varlığını benimsemekten kolaydı. Kimsenin yokluğu, varlığı kadar yaralayamazdı insanı. Yok vardan az acıtırdı.
Ama çok şey söylemek gelince içinden, susmalıydı insan. Birine çok şey söylemek istemek, o birini haddinden fazla önemsemekti çünkü. Böyle aşırı önemseyen, kaybetmemek için ne yapacağını bilemezdi.
Yetimlik ebeveynden değil, insanın ruhunun üflendiği yerden geliyordu. Hepimiz yetimdik. Yoksa yal nızlık, nükleer bombalardan bile daha büyük dert olur muydu başımıza...
Herkes bir gün ölürdü. Pollyannalar bile. Ama bazıları, meleklerin en çalışkanı olmak için didinen kırmızı kurdeleli Azrail'i ters köşeye yatırıp, mezar taşında yazacak tarihi kendi belirlerdi.