Düşünme, kendisini ötekinin olumsuzluğuna teslim etmeli ve ayak basılmamış olana doğru ilerlemelidir. Aksi halde aynıyı sürdüren pozitif bir işlemin seviyesine iner.
Neoliberal üretim ilişkisi tarafından desteklenen ve sömürülen güçlendirilmiş ego, ötekinden giderek daha da uzaklaşır. Çoğalmış ego, ötekinin sesine tamamen duyarsızdır. Kendiyle ilişkinin narsistik aşırı yüklenmesi, bizi ötekine karşı tamamen kör sağır kılar. Artık aynının dijital gürültüsünde ötekinin sesini duymayız. Böylelikle ses ve bakışa karşı dayanıklı, dirençli hale geldik.
Dünya bir bakıştır. Dalların hışırtısı, yarı açık bir pencere veya perdenin hafif bir hareketi bile bir bakış olarak algılanır. Bugün dünya bakış fakiridir.
Yeni bir üretim biçimi olarak dijital iletişim, hızlanmak için tüm mesafeleri titizlikle ortadan kaldırır. Böylece her türlü koruyucu mesafe kaybolur. Hiper-iletişimde her şey her şeyle iç içe girer. İç ve dış arasındaki sınırlar da giderek daha geçişken hale gelir. Bugün, içimiz dışımıza çıkartılarak "tüm ağların ışınlarının" üzerine düştüğü bir "saf yüzey" haline getiriliriz.