Kitap 4 ya da 5 tane örnek hayali vaka ile başlayıp konu bu motivasyonsuzluk- bazısını okusanız iradesizlik diyeceğiniz- hikayelerin üzerinden insanların bunu neden yaptığı üzerine bir inceleme. İnceleme ve kuramsal kısmı iyi sayılır fakat aynı örnekler üzerinde çözüm ve tavsiye kısmını yeterli bulmadım kesinlikle. Yani bir insanın duygu+davranış zincirini kırabilir belki ama düşüncenin de o zincire dahil olduğu zinciri kırmak için yeterli olduğunu sanmıyorum.
Coelho'nun gedikli okurlarından değilim ama kitap Coelho'nun daimi okuyucuları tarafından çok da beğenilmemesine rağmen ben beğendim. Sadece sonu biraz aceleye getirilip yazılmış gibiydi. Verilmek istenen mesajlar güzel, zaten bu mesajlar da genel itibariyle "Yüce Ana, Sevgi, vecde gelmek" kavramları etrafında dönüyor. "God is a woman" der gibi Coelho; bunca zamandır Tanrı'nın tüm dinlerce "erkek" gibi benimsenmesine karşın Tanrı'nın göklerdeki yönetici olduğunu, Yüce Ana'nın da Tanrı'nın kadın yüzü ve yeryüzünün sakini olduğunu anlatıyor bizlere sanki.
Kitabın aceleye geldiğini düşündüğüm sonu hariç, öykü ile kitabın adını çok bağdaştıramadım. Portobello adı kitabın sonlarına doğru ayinlerin gerçekleştiği cadde olarak geçiyor sadece. Daha yaratıcı bir isim konulabilirdi. İlgi çekiyor mu çekiyor evet ama bana öyküden kopuk bir isim gibi geldi.
Bir de, Can Yayınları baskısındaki dizlerine dokunan rastalı kadın fotoğraflı kapağın anlamını da tam çözemedim. Kitabın içinde bir yerlerde Athena bir Çingene deyişi olan "Öldüğümde beni ayakta gömün, çünkü ömrüm dizlerimin üstünde geçti" cümlesini dile getiriyordu, acaba ona mı atıfta bulunuluyor? Şayet Coelho'nun orijinal basımında annesinin memesini arayan bir bebek eli fotoğrafı var ve Coelho bu fotoğrafın kullanılmasını istemesine rağmen Türkiye, Amerika dahil çoğu ülke bunu reddetmiş. Ekşi sözlükteki "entry"lerden birinde ilgili kapağa dair link bulabilirsiniz.
Bu kitapta bir sürü karakter bulabilirsiniz, her biri birbirinden farklı mizaca sahip olan lakin hepsini ortak kümede buluşturan bir özellik var: Kaybolmuşluk hissi. Hepimiz hayatımızda öyle ya da böyle en az bir kere deneyimlemişizdir bu hissi. Belki de bundandır ki bu kitabı okuyanlar sanki Youngju aynadaki yansımasıymış gibi, sanki Jimi karşı komşusu gibi, Minjun en yakın dostuymuş gibi hissediyor. Kitabın ana düşüncesi şu: Herkes toplumun kabul ettiği "en iyi" standartlarına uymak veya insanoğlunun bir nevi zaafı olan mükemmelci yaklaşımla kurduğu kendi hayallerine ulaşmak zorunda değil. "En iyi" olup mutsuz da bir yaşam sürebilirsiniz veya sanılanın aksine hayalinizin peşinde koşmak sizi mutlu etmek yerine tüketebilir. Bazen insanın hayatı geldiği gibi kabul ederek mutluluğu hayat tarafından bize verilenler arasında kıvılcım zerresi dahi olsa yakalayıp kocaman bir ateşe çevirerek yaşaması gerekir.
Sürçü lisan ettiysem affola. İsterseniz bir de kitabın yazarı Hwang Bo-reum'un sonsözünden de bir alıntı yaparak kitap karakterleri hakkında sizleri biraz bilgilendirmiş olayım, "Dikkatle bakıldığında fark edilmese de, 'Hyunam Dong Kitabevi'ne Hoş Geldiniz'deki karakterler devamlı bir şeyler yapıyorlar. Ufak detayları o yada bu şekilde değiştirerek yeni şeyler öğrenip kendilerini geliştiriyorlar. Onların vardığı noktanın başkaları için yüksek ya da alçak, güzel ya da yetersiz görünmesinin bir ehemmiyeti yok. Önemli olan, onların kendi başlarına hareket etmesi ve şu anda durdukları noktadan hoşnut olmaları. Onlar, kendi hayatlarını ölçtükleri standardın kendi yüreklerinden doğmasını yeterli buluyor." Günümüz rekabet dünyasında her şeyin "olması gerektiği gibi" gelişmeden karakter bazında, "o kişi için hayırlısı neyse o" şeklinde gelişmesi bence çok güzel ve realistik.