Murakami en sevdiğim yazarlar arasında ilk üçtedir, kitapları bana hep okuma zevki de verir; sırf karakterin kendisine kahve demleyişini, makarna suyu kaynatırken hangi klasik veya caz eserini tercih edeceğini, genelde Cutty Sark ve "on the rocks" tercih edilen içkileri, sigara içilmişse Seven Stars olmasını, Beatles plaklarını ve daha nice "Murakami ögeleri"ni özleyip bile Murakami okuyasımın geldiği dönemler olur. Normalde bir yazarın eserlerinde hep ortak küme barındırması sıkıcı gelebilir -ögeler dahilinde konuşuyorum- ama bu Murakami'de böyle olmuyor benim için. Lakin bu kitapta net bir okuma zevki alamadım, tempo bazen çok yüksekken bazen de aşırı yavaşladı benim için. Niye böyle oldu bilmiyorum. Sürrealist ve büyülü gerçekçilikte yazmayı seven bir yazarımız olan Murakami bu kitabında maalesef beni çok çekemedi o dünyasına. Bu kitapta da yine diğer kitaplarında olduğu gibi ağır bir gizem havası hakim lakin ya haddinden fazla gizem mevcuttu ya da metaforları anlayabilecek kapasiteye ben sahip değildim.
Baş karakterimiz Toru Okada, otuzlu yaşlarının başında işsiz bir adam. Eşi Kumiko ile "Noboru Vataya" adını verdikleri kedileri esrarengiz bir şekilde ortadan kayboluyor ve olaylar zinciri böyle başlıyor.
Haddinden fazla yan karakter olduğunu düşünüyorum bu kitapta, kimi okuyucular için takibi zor kılabilir. Bir yandan da yer alsa da olur, olmasa da olur diye düşünüyorum birkaçı için. Örneğin May Kasahara neyi temsilen vardı? Düşündüğümde aklıma en yatanı "ölüm" ile ilgili düşünceleri hatırlatabilmek için var olması geliyor, motor kazası olayı ve Zemberekkuşu'nu (namıdiğer Toru Okada) kuyuya kapatarak ölüm korkusuyla yüzleştirmeye çalıştığı anları düşünerek bu kanıya varıyorum. Teğmen Mamiya neden vardı ona dair hiç fikrim yok. Sağ yanaktaki bebek yumruğuna