Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az önce dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü
Yabancılarla dolu bir toplumun içinde yaşıyoruz. Her geçen gün birbirimize daha da uzaklaşıyoruz. Milyonlarca insanın arasında gitgide daha da yalnızlaşıyoruz. Her geçen gün şehrimizin, içinde kaybolduğumuz dev bir çöle dönüşmesine tanıklık ediyoruz. Adına "aşk" dediğimiz bir vahayı arıyoruz. Biz beklemeyi sürdürdükçe, etrafımızdaki herkes ve hatta her şey parmaklarımızın arasından akıp rüzgara karışan kum tanelerine dönüşüyor. Gözlerimiz körelmiş, burnumuzun dibinde olmasına rağmen göremediğimiz bir şeyi veya birini nasıl bulabiliriz? Bizim için hayattaki o en değerli şeye nasıl sımsıkı tutunabiliriz?
Hayat bir kitap gibidir, oğlum ve her kitabın bir sonu vardır. O kitabı ne kadar seversen sev son sayfasına gelirsin ve kitap biter.
Sonu olmayan bir kitap eksiktir ve kitabın sonuna vardığında yalnızca o son kelimeleri okuduğunda kitabın ne kadar iyi olduğunu anlarsın.