• İnanç senin diğerlerine nasıl davrandığına göre şekillenir. Eğer inandığın seni daha kötü birine dönüştürüyorsa ya o senin için doğru bir inanma sistemi değildir ya da sen o sistemi yeterince anlayamamışsındır.

    Tanrı var ya da yok. Bu görece bir kavram ve hala tartışılmakta. Ama görece olmayan, kesin ve net olan senin dünyaya ne verdiğin.

    Eğer mesajı doğru okumazsan insanların nazarında neye inandığının bir önemi kalmaz.

    Hiçbir şey anlatmadan, erdemli bir insan olmanın gerekliliğini yerine getirmeye çalışan, dürüst ve gayretli biri olursan, sen söylemesen de insanlar seni örnek alacaktır.

    Yani özetle, boş konuşmanın, çığırtkanlığın vakti değil. Güzel olanı yaşa, onu güzel bir dille anlat ve hayat gereği neyse onu yapsın.

    Kalbinizi diğer tüm canlılara kurban edeceğiniz mutlu bayramlar...
  • Boş inançlar derdi basın yayın okulundaki hocam,boş inançlar sahiden boştur, gerçeği yansıtmazlar ama yine de insanlık bütün yaratısını,sanatını onlara borçludur.Maya zigguratlarının dört tarafının da merdiven olması nasıl bir saçma düşünceye dayanıyor bilir misiniz; vahşi ormanda yılandan korkan Mayalar bu sürüngeni kutsallaştırıyor ve günün her saatinde,güneş nerede olursa olsunyere yılan gölgesi düşmesi için piramidi bu şekilde yapıyor.Sonuç ne? Saçma sapan bir inançtan doğan müthiş bir estetik.Dünyadaki bütün tapınaklar,altarlar,piramitler gibi.Bu yüzden bazı şeyleri boş inanç diye küçümsemeyin,onlarsız insan kültürü olmazdı; ne mimari,ne müzik,ne edebiyat.
    Zülfü Livaneli
    Sayfa 54 - Doğan Kitap
  • Zaten aslında kökleri bizim Urlalı Anaksagoras’a kadar (MÖ 5. Yüzyıl) uzanan “akıllı tasarım” fikrinin, 20. Yüzyıl’da ABD’de tekrar alevlenmesi, bu hareketin öncülerinden olan Salvador Cordova gibi dindar ailelerin çocuklarının bilimin dinsel inançlarını aşındırdığı korkusuyla, hem bilimle hem de dinsel inançlarıyla uyumlu olabilecek bir uzlaşma arayışlarıdır (Bkz. Nature, c. 434, sayı 7037, ss. 1062-1065). Ancak bu boş bir hayaldir, zira “akıllı tasarımcı” fikri bilimsel olmadığı gibi, bilimle uyumlu veya uyumsuz da olamaz, çünkü kontrolü kabil değildir. Bir inançtan ibarettir ki, buna da (evrenin gerçek olduğu konusundaki inanç dışında) bilimde yer yoktur. Üstelik, tüm evrende akıllı bir tasarımcının olduğuna dair en küçücük bir işaret yoktur.
  • Çevremize baktığımızda mutlaka batıl inanç ya da hurafelere inanmış çok sayıda insan olduğunu görürüz. Batıl ya da boş inanca inanma günümüzde de hala etkili. Çok sayıda insan bu boş inançlardan medet ummakta. Bazı kişilerin de inanmasalar
    da yeri geldiğinde bir durum karşısında "tahtaya vur" şeklinde bir cümleyi söylediklerini duyarız. Kısaca birilerine göre bu batıl
    inanç dairesi içinde yaşamaya devam ediyoruz.

    Görsel veya sözlü kültürün yüzyıllar içinnde biriktirdiği, barındırdığı ve çoğalttığı bilgi, zaten insanlık tarihi kadar eski olduğu için günümüzde de hala varlığını sürdürmekte.

    Kitabın giriş kısmında yazar bunun tarihi serüveni hakkında kısa bilgi veriyor. Yazarın yabancı olması burada belirttiği çoğu şeyin kendi kültüründen örnekleme yapmasına yol açmış. Ama çoğu başlık bizde de aynı şekilde bilinmekte ve sürmektedir. Hatta kendi kültürümüz de bile çok daha fazlasına rastlayabiliriz.

    Chloe Rhodes, Kara Kediler Kem Gözler Modası Geçmiş Batıl İnançlar adlı kitabında bir toplama yapmış. Arada kaybolmasın ve derli toplu bir arada bulunup hemen açıp oradan bakalım diye bunları bir araya getirmiş. Bence de iyi yapmış.

    Doğu ve Batı kültürü arasında birbirine benzer çok sayıda batıl inanç iç içe geçmiş vaziyette.

    Kitapta, bir takım batıl inançların tarihi, sosyolojisi, dini,kültürel kodları ve bunların arka planı hakkında, eski çağlardan bu zamana kadar geçen sürede yaşanan değişimlerin hikayesini okuyoruz.

    Bir çeşit bazı çok bilinen 'batıl inançların' açıklamasını yapıyor. Ansiklopedik bilgi veriyor kısacası.

    Tabii, batıl inanç konusu kişiye, topluma, zamana ve yöreye göre değişiklik gösterebiliyor. Örneğin bana göre hepsi 'batıl'ken, başka birine göre farklı anlamlar çıkabiliyor. Hatta en yakınımızda ki birine sorduğumuz da bile anlaşamayabiliriz.
    O yüzden niçin buna bu şekilde inanıyorlar; kültürel, dini, sosyolojik, tarihi nedenlerinin araştırılmasında fayda var. Ama sonuçta yazar bunları 'batıl' şekilde işlemiş ve bize de anlatırken bunların geçmişi hakkında ulaşabildiği en eski kaynaklara atıfta bulunarak konuyu anlatmaya çalışmış.

    Türkiye toplumunda eğer bir araştırma, anket ya da soru sorularak örnekleme metoduyla bir araştırma yapılsa bu kitapta anlatılan çoğu 'batıl inancın', 'batıl değil' gerçek bilgi olduğu görüşü yüksek bile çıkabilir. Çünkü etrafımıza baktığımızda günlük olarak sürekli bu 'batıl' kavramlarla iç içe yaşadığımızda görürüz. Çünkü insan kendi başarısızlıklarını veya kaybettiği şeyleri kendi dışında bir takım etkenlere (yani burada çeşitli canlı cansız varlık ya da objeler) bağlar. 'O olmadığı için olmadı' ya da 'O burda olduğu için oldu' şeklinde düşünce yapısına sahip insan sayısı hiç de yadsınamayacak kadar yüksek olduğunu düşünüyorum. Bu da benim düşüncem.

    Yazar giriş kısmında "Batıl inançların en güçlü yanlarından biri toplumsal bilincin içine işleme şekilleridir. Nesilden nesle, ağızdan ağza aktarılan ve sürekli tekrarlanıp teyit edilerek zihinlerimize kazınan bu mantıkdışı inanışlar, şaşırtıcı bir güce sahiptirler. Öyle ki, mantıklı düşünen bireyler olarak aslında onlara inanmamamıza rağmen yine de riayet ederiz çünkü
    ya içgüdülerimiz bize böyle yapmamız gerektiğini söyler ya da onlara uymadığımız takdirde başımıza geleceklerden korkarız;
    ki korku unsuru eskiden daha yaygındı." diyerek durumu açıklıyor.


    Ama kitabı okuyunca, şu an da, batıl inanç denilen şeylerin bazılarının, ilk olarak batıl olarak çıkmadığını sonradan oraya kaydığını da görüyoruz.
    Örneğin; merdiven altından geçmek, tırnak kesmek gibi. Ya da bugün kimse yanında 'tavşan ayağı' taşımaz ama, Antik Roma'da tıbbi bir tedavi yöntemi olarak kullanılırdı.

    Kısaca, duyduğumuz çoğu bilginin kaynağına indiğimizde bunların bir kısmının hiç de geçerli bir sebebi olmadığını görebiliyoruz. Ama yine de Türkiye'de bile milyonların bu kitapta 'batıl' diye adlandırılan şeylerin çoğunu 'batıl' olarak değil de ona karşı yazılanların 'yanlış' olduğunu söyleyeceklerine de inanıyorum.

    Uzun zaman önce aldığım fakat okunmak için anca sıranın geldiği kitabı bitirince, değişik, aparetif niyetine biraz da kendi
    gündemimi dağıtmak babında iyi geldi.

    Anlatım dili sade, akıcı ve kolay. Ayrıca, çeviri de aynı şekilde iyi olduğu için kitap sizi zorlamaz. Tavsiye ederim.

    Notlar:
    ++ Tek eksisi ise 'içindekiler' kısmına bu başlıkların sayfa numaraları da eklenseydi iyi olurdu.
    ++ 10/13 -08- 2018 tarihleri arasında okunmuş ve 13 -08 - 2018 tarihinde bu yazı yazılmıştır.
  • Hep aynı numara: En ilkel boş inanç ve efsanelerle ülkeye el koyma, kitlelere egemen olma isteği, halkı kurtulması çok zor olan cehalet ve kölelik içine atma umudu...
  • Doğuştan gelen cehaletten daha korkunç bir şeyler hissediyordu burada: sürüp giden budalalıkların birikmesi, halkın önyargılarının derinleşmesi ve tabakalaşması, boş inanç ve efsane virüslerinin yığılması ve bunların aklı yıpratmaları. Sağlıklı bir yola girmek için ne yapmak gerekiyordu, zehirlenmiş bu zavallı halka entellektüel ve ahlaksal sağlığı nasıl geri verilecekti.
  • Kalbimin Dili / Atakan Mahir

    Düşersem birgün boylu boyunca
    Ürkmezsen eğer savaş çığlığı cesedime
    Eğilip üzerime öp beni..

    Suya hasret çorak toprak gibi
    Beşiğe uzanan anne şefkati ile
    İkona değen inanç eli gibi
    Toprağa inen yağmur damlası özlemi ile;
    Yar gibi..

    Say ki Roman çocuğuyum
    Anasının sırtında yamalı bohça gibi
    Yarısı çıplak gezgin ve sürgün.
    Elinde çöplükten yeni toplanmış
    Bir parça ekmek, eli yüzü kir içinde
    Temizlik bilmez suya sevdalı kalbimde
    Bir boşluk..

    Say ki sömürge çocuğuyum
    Büyük bir bozkır içinde
    Çıplak ayaklı ben
    Biraz buruk, biraz küskün
    Asi biraz ve yine bir boşluk kalbimde..

    Say ki nice nice yalnızlığım
    Kucaklamaya muhtacım
    Eğil üzerime ve öp beni..
    Gül kokmasada bedenim
    Kürdistan'ın boş yıkık
    Yanık kül kokan
    Çocukların ayak izlerinden uzak köyler gibi,
    Unutulmuşsam savaş sayfasında
    Beyaz ipekler içinde değilsemde
    Doğanın çıplaklığında ve yalınlığında
    Düşmüşsem örneğin
    Hemde savaşta
    Bedenimden sana
    Kalbim, fikrim
    Bahar yaprağı fiziğim kalsada
    veya
    Bir parça yüzüm..
    Ürkmezsen eğer
    Eğil ve öp beni
    Ama ağlama..

    Silahını silahıma çat
    Yumruğun yumruğumda sıkılı kalsın
    Gözümde ki ışıltıyı yolun bil
    Edebi rahatlığım zafer umudun olsun.
    Meşeden bir yaprak düştü dersin
    Alır eline koklarsın
    Sızlar kalbin belki
    O kadarda olsun be yoldaşım!

    Unutma ki;
    Mesih çağının değil
    Uzay çağının Gerillasıyız
    Ne Spartaküs bizim gibi yaşadı
    Ne de Che bizim gibi savaştı.

    Bedenlerimiz bedel olacak elbet
    Bulutsuz, masmavi göğün müjdesi için
    Olsun be yoldaşım!
    Güneşin zaptı yakın değil
    Güneşi zaptettik artık
    Şafak bizim artık
    Türkümüz uzun uzun çalıyor
    Dağlar halaya durmuş
    Çocuklarımız deli rüzgar gibi
    Bak;
    Köylerden horoz sesi bile geliyor
    Ve bayrağımız bulutlara rengini vermiş
    Gökkuşağı değil Kürdistan'ı çevreleyen
    Adı Yeni Yaşam bunun
    Özgürlük senin olsun be yoldaşım!