Senin burcun ne?
İslam’a göre gaybı (geleceği, gizli olanı) sadece Allah bilir. Burçlar üzerinden karakter tahlili yapmak veya geleceğe dair çıkarımlarda bulunmak, Allah'ın dışında başka bir otoritenin veya sistemin kader üzerinde belirleyici olduğu inancına kapı aralar. Bu durum, tevhid inancıyla bağdaşmaz ve ciddi bir itikadi sapma olarak görülür. Bir kişinin davranışlarını, tercihlerini veya başına gelecekleri misal oğlak, kova veya balık burcu olmasıyla ilişkilendirmek, kişinin iradesini ve Allah’a olan tevekkülünü zayıflatır. İnsan, kendi hatalarını veya karakterindeki eksiklikleri burcuna bağladığında, kendini düzeltme ve sorumluluk alma bilincini kaybeder. İslam ise insanı kendi amellerinden ve iradesinden sorumlu tutar. Kader, Allah’ın ilmi ve takdiridir. Burçlar ise gökyüzü hareketlerini birer sebep gibi sunarak olayların bu sebeplere bağlı gerçekleştiği algısını oluşturur. Bu durum, sebeplerin yaratıcısı olan Allah'ın takdirini geri plana atarak, olayların açıklamasını gök cisimlerinin etkisinde arama yanılgısına düşürür. Astroloji, bilimsel bir temelden ziyade mitolojik ve batıl kökenlere dayanır. Sürekli bu alana odaklanmak, kişinin zihnini gereksiz ve faydasız bilgilerle doldurur. Rasulullah Efendimiz faydasız ilimden Allah’a sığınmıştır. İnsanın vaktini, karakter inşası ve ahiret hazırlığı yerine bu tür boş şeylerle harcaması manevi bir kayıptır. İslam hukukunda ve inanç esaslarımızda gaybı bildiğini iddia edenlere veya bu iddiaya inananlara karşı sert uyarılar mevcuttur. Hadis-i şeriflerde falcılara ve kahinlere gidip onlardan bilgi alanların veya söylediklerine inananların ibadetlerinin kabul olmayacağı bildirilmiştir. Astroloji de bu kategoride, yani geleceğe veya kişilik özelliklerine dair gaipten haber verme iddiası taşıyan bir alan olarak değerlendirilir.
Alıntı
İSLÂM ve ZIT KUTUPLAR ARASI MUVAZENE...
İnançla bilim arasındaki denge (muvazene), aslında en zor konulardan biridir. Karakterize ederek konuşalım: Bir tarafta İbn-i Heysem vardır: Determinizmin (tabiatta zorunluluk) temelini atan, bir aklî ilimler allamesi olan, gelmiş geçmiş en büyük fizikçilerden biri. Onun yanında İmâm-ı Gazalî vardır: Determinizmi eleştiren ve ona karşı -Boutroux'dan 800 sene önce- "zorunsuzluk doktrini"ni geliştiren, bilimle inancı birlikte savunan büyük kafa. Gazalî'nin diğer tarafında ise İbn-i Teymiyye: İbn-i Heysem'i faydasız boş işlerle uğraşmakla, İmam Gazalî'yi de aklî ilimleri reddedip naklî ilimlere bağlanmamakla suçlayan bir başka düşünür... __Ve bugün... Kaotik bir dindar zihniyeti... İnanç varsa bilim yok veya bilim varsa inanç yok kutupları... İlahiyatçı ama İbn-i Heysemci... Sofi ama İbn-i Teymiyyeci...** Ve: "İslâm zıt kutuplar arası muvazenenin üstün nizâmıdır!" Diyerek İmâm-ı Gazalî'yi bir bakıma idealize eden Büyük Doğu-İbda. -Selim Gürselgil, "İnançla Bilim Arasındaki Denge", x.com/gurselgil, 26 Haziran 2026-
İslam
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hayat kimisine göre sıradanken kimilerine göre de bir o kadar karmaşık. Birilerinin yaşamak için davası, savaşı varken dünyanın öbür ucundaki birileri sadece yiyip içip galesiz ölmek. Sayısız nimet ve imkâna rağmen, sadece kendini düşünerek hikmete koşmayan ve hayâtını boş geçirenler var bunlar da meyvesiz bir ağaç' a benziyorlar. Misal; Çınar ağacı büyük bir ihtişama sahiptir ve bin yıl yaşayabilir. Lâkin meyvesi yoktur. Hatta ondan kereste bile olmaz, sadece odun olarak kullanılabilir. Lâkin bir zeytin ağacı dikildikten bir sene sonra hemen meyve vermeye başlar. Zâhiren bakıldığında bir ihtişâmı da yoktur. İnsanlar o kadar çok popüler kültür kölesi olmuş ki dışarı çıkıp baktığımda artık kız ve erkeği birbirinden ayırt edemez olduk. Ve bilgiye erişimleri tek tuşla olacak fırsatları var ama kullanmıyorlar. Bir şeyi veya görüşü savunuyorlar ama kendileri araştırdıkları bilgilerle değil hazır önlerine yalan yanlış konulan bilgilerle. Tek şaşırdığım nokta ise karşımda pırlanta gibi bir genç var ve çok akıllı maşaAllah ama zekasını kullanmıyor...
Duygu ve Düşünce
Yeşilçam’da Bir Prekarya Devrimi: Yılmaz Güney Sinemasının Sosyolojik ve Estetik Dönüşümü Türk sinema tarihinin en özgün kırılma noktası, sinemayı bir rüya fabrikası olmaktan çıkarıp toplumsal gerçekliğin aynası haline getiren Yılmaz Güney’in varoluş mücadelesidir. Adana’nın Yenice köyünde, topraksız bir amele ailesinin çocuğu olarak doğan, pamuk tarlalarında büyüyen ve film kutuları taşıyan bir çocuk işçiliğinden gelen Güney, sinema sektörüne en alttan, güvencesiz işçi sınıfının, yani prekaryanın tam kalbinden dahil olmuştur. Bu sınıfsal köken ve köksüzlük hali, onun sinemasal dehasının en büyük yakıtı olmuş ve Yeşilçam’ın geleneksel yapısını kökten sarsacak bir ekolün doğmasını sağlamıştır. Yılmaz Güney’in kariyeri, sinema tarihindeki yerini sağlamlaştıran iki temel evreden oluşur. İlk evre, kitlelerin hafızasına kazınan Çirkin Kral dönemidir. Bu dönemde imza attığı yüze yakın popüler macera filmi, genellikle sanatsal veya ideolojik sineması kadar ön plana çıkarılmaz. Ancak aktör Kadir İnanır’ın da vurguladığı gibi, Güney bu ticari filmler sayesinde halkla sarsılmaz bir bağ kurmuştur. Mevcut düzeni doğrudan yok etmek yerine, o düzenin sırtına binip sistemi içeriden parçalama metodunu seçmiş; Yeşilçam’ın formüllerini ve dağıtım mekanizmalarını çok iyi öğrenerek, sistemi yine sistemin kendi seyircisi ve finansal gücüyle dönüştürmeyi başarmıştır. Dönemin kabadayılık, feodal bağlar ve entelektüel çevrelerin iç içe geçtiği ortak sosyal zemininde varlık gösteren diğer aktörler jön sisteminin sınırları içinde kalırken, Güney bu ilişkileri radikal bir siyasi ve sanatsal manifestoya dönüştürmüştür. Bu sınıfsal meydan okuma, Yeşilçam’ın yerleşik estetik standartlarını da alaşağı etmiştir. Güney’e kadar sinemanın başrol tanımı Batılı, kentli ve pürüzsüz jön kalıplarına
Sinema
Her rüyanın aynı salı öğleden sonra gerçekleşmesini beklemiyorum. Zamanlamayı anlıyorum. Mevsimleri anlıyorum. Bazı şeylerin yapımının yıllar alabileceğini anlıyorum. Ama aynı zamanda inanıyorum ki, bir gün, bugüne kadar inşa ettiğim her şey aynı yaşamda bir araya gelebilir. Ev gibi hissettiren bir aşk. Beni heyecanlandıran iş. Bana özgürlük veren para. Beni besleyen dostluklar. İçinde yaşamaktan mutluluk duyduğum bir beden. Huzur. Neşe. Arzu. Amaç. Birini diğerine sonsuza dek feda etmek zorunda olduğum fikrini kabul etmeyi reddediyorum. Sevilmekle başarılı olmak arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Yumuşak olmakla güçlü olmak arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Anlamlı bir yaşam ile karlı bir yaşam arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Belki bugün hepsini kaldıramam. Belki bazı parçalar diğerlerinden önce gelir. Belki bazı hayaller diğerlerinden daha fazla zamana ihtiyaç duyar. Sorun yok. Yapmayacağım şey ise, bir şey henüz gerçekleşmedi diye daha azını istemem gerektiğine kendimi inandırmak. Kıtlığı bilgelik olarak adlandırmayacağım. Hayal kırıklığını olgunluk olarak adlandırmam. İsteklerimi mevcut koşullarıma uydurmak için küçültmeyeceğim. Bugün her şeye sahip olmamam, gelecekte her şeye sahip olamayacağım anlamına gelmez. Ve çocukluğumdan beri süregelen bu inanç beni çok şeyin üstesinden getirdi. Çünkü daha dolu bir hayatın mümkün olduğuna gerçekten inandığınızda, yetinmek gereksiz gelmeye başlar. Daha iyi bir aşkın var olduğuna inanıyorsam, doğru olmayan bir aşka neden tutunayım ki? Anlamlı bir başarının mümkün olduğuna inanıyorsam, beni tüketen bir işte neden kalayım ki? En derin arzularıma sırf beklediğimden daha fazla sabır gerektiriyor diye neden ihanet edeyim ki? Bekleyebilirim.
Substack
Açamıyorum içimi… Dilim varmıyor anlatmaya, Yüreğim taşıyor ama kimse duymuyor. Biliyorum, derdimin ilacı insanda değil; Çare sadece Allah’ta… Gerisi boş söz, gerisi geçip giden bir uğultu. Her düştüğümde beni yerden toplayan bir Allah var; Tozumu silip “kalk” diyen, Karanlığa ışık gönderen bir Rab var. Ve her kalkışımda… Sanki küllerimden yeniden doğar gibi, Daha güçlü, daha diri, Bir kadın olarak yeniden yaratıldığımı hissederim. MASAL