10/10
·424 syf.··
2026 10. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 00:00
Havva’nın Üç Kızı benim için Elif Şafak’ın en etkileyici kitaplarından biri oldu. Hatta bitirdikten sonra hemen başka bir kitaba geçemedim desem yeridir. Çünkü bazı kitaplar sadece okunup bitmiyor, insanın zihninde bir süre daha kendi kendine konuşmaya devam ediyor. Bu kitap da bende tam olarak öyle bir etki bıraktı. Elif Şafak’ın kalemini genel olarak seviyorum ama bu kitapta beni özellikle içine çeken şey, anlattığı meselelerin çok tanıdık ama aynı zamanda çok derin olmasıydı. İnanç, şüphe, kadınlık, aile, toplum baskısı, kimlik, aidiyet, Doğu ile Batı arasında kalmak, insanın kendine bile itiraf edemediği duygular… Bunların hepsi kitabın içinde öyle doğal bir şekilde yer alıyor ki okurken sadece karakterleri takip etmiyorsunuz, kendi içinizde de bazı sorular açılıyor. Kitap boyunca en çok düşündüğüm şeylerden biri şuydu: İnsan gerçekten neye inanır? Ailesinden gördüğüne mi, toplumun öğrettiğine mi, kendi arayışına mı, yoksa korkularına mı? Elif Şafak bu soruyu tek bir cevapla kapatmıyor. Bence kitabın en güçlü tarafı da bu. Okura hazır bir doğru sunmuyor, aksine karakterlerin içinden geçen karmaşayı, arada kalmışlığı ve sorgulamayı olduğu gibi bırakıyor. Havva’nın Üç Kızı’nda karakterlerin hiçbiri tek boyutlu değil. Kimse tamamen haklı ya da tamamen haksız değil. Herkesin kendince bir yarası, bir suskunluğu, bir kaçışı ve bir savunması var. Bu yüzden okurken bazı karakterlere kızdığım yerler oldu ama bir yandan da neden öyle davrandıklarını anlamaya çalıştım. Bence iyi roman biraz da bunu yapabilmeli; okuru hemen yargılamaktan alıkoyup düşündürmeli. Kadınların iç dünyasının anlatılışını çok başarılı buldum. Özellikle kadın olmanın ailede, toplumda, ilişkilerde ve insanın kendi zihninde nasıl farklı yükler taşıdığını hissettiren çok güçlü yerler vardı. Bazı
Havva'nın Üç KızıElif Şafak · Doğan Kitap · 201619,1bin okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 18. kitabı
İnsan sevgiyle yaşar... Kitabın ana teması bence sevgi, merhamet ve inanç. Vurgulanan değerler, gerçek mutluluğun maddi şeylerde değil, insanlar arasındaki saf sevgide var olduğu, maddiyatın anlamsızlığı ve ölüm karşısında her şeyin boş olduğu, affetmenin erdemi , intikam almak yerine sabretmenin gerçek huzura kavuşturduğu, sade yaşam ve manevi arınmadır. Hikayeler kısa fakat anlamları derin, sade anlaşılır bir dille anlatılmış, yaşadığımız hayata rehber niteliğinde bir kitap. Bence her yaştan insanın kesinlikle okuması gereken bir kitap. Hatta bir kez değil , ara ara okunup hatırlanmalı. Tolstoy, sevgiye çok inanmış; ben de inanıyorum , dünyayı kurtarsa kurtarsa ancak sevgi kurtarır. İyi okumalar dilerim.
İnsan Neyle Yaşar?Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024234,6bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Siz ne düşünüyorsunuz?
Puan vermedi
Amcamın kıymetli bir hediyesi vesilesiyle başladığım ve Metin Karabaşoğlu’nun kalemiyle ilk defa tanıştığım bu kitap, maalesef 96. sayfada yarım bırakma kararı aldım. Kendimi, yazdıklarını zorla tüketen bir okur olarak değil, hissettiği soğukluğun arkasında duran bir okur olarak görüyorum. Kitap genel hatlarıyla hayata, insana ve inanç dünyasına dair felsefi/dini pencereler açan, yazarın kendine has denemelerinden oluşuyor. Karabaşoğlu’nun akıcı ama bir o kadar da keskin, kendi felsefesini mutlaklaştıran bir kalemi var. Ancak 96. sayfadaki “Kim Payidar Kalacak?” başlıklı bölüme geldiğimde, yazarın bakış açısı ile benim tarih ve saygı anlayışım arasında çok net bir zıtlık belirdi. Yazar bu bölümde, ahiret ve fani/baki kavramlarını işlerken Atatürk’ün o bilinen "Benim nâçiz vücudum..." sözünü kelime kelime masaya yatırıyor. Dünyevi yapıların geçiciliğini anlatmak adına, bu devletin kurucu vizyonunu ve o vizyona emek veren milyonların gayretini "boş bir vehim" veya "aldanış" olarak nitelendiriyor. Ben ne bir fikrin körü körüne fanatiğiyim ne de tarihi tek bir dönemden ibaret görenlerdenim. Benim nazarımda tarih bir bütündür; Osmanlı Devleti’nden günümüze kadar bu topraklar için can vermiş, kan dökmüş padişahlar, sultanlar, cephedeki erler ne kadar saygıya layıksa, cumhuriyetimizin kurucusu da o kadar saygıya layıktır. Din veya inanç üzerine bir şeyler yazılırken, toplumsal hassasiyetlere ve kurucu değerlere karalamadan, incitmeden, saygı çerçevesinde yaklaşılması gerektiğine inanıyorum. Kimine göre bu sayfada yazılanlar sıradan bir eleştiri olarak görülebilir, saygı duyarım. Ancak benim için hassas olduğum konularda bir kitaptan soğumak, o yolculuğu bitirmek için yeterli bir sebeptir. Amcamın emeğine saygı duymakla birlikte, kendi düşünce dünyamla taban tabana zıt giden
Din
Küçük ŞeylerMetin Karabaşoğlu · İz Yayıncılık · 2018293 okunma
Puan vermedi·517 syf.··
2026 23. kitabı
Kendi sınıfının sığlığından kurtulmak, aşık olduğu burjuva kadının dünyasına kabul edilmek ve zihnindeki o muazzam entelektüel potansiyeli gerçekleştirmek için kelimenin tam anlamıyla canını dişine takan bir işçinin, bir denizcinin o devasa varoluş mücadelesi. Martin’in açlıkla, uykusuzlukla ve toplumun her kesiminden yükselen o aşağılayıcı duvarlarla tek başına savaşarak zirveye tırmanışını okurken, azmin ve iradenin sınırlarına hayran kalıyorsunuz. Ancak Jack London, asıl sarsıcı darbeyi o çok arzulanan zirveye ulaşıldığında vuruyor. Martin Eden, idealleştirdiği o burjuva dünyasının aslında ne kadar boş, iki yüzlü, sanattan ve gerçek düşünceden uzak olduğunu anladığında; eski sınıfına da artık ait olamadığını fark ediyor. İki dünya arasında, o mutlak ve uçsuz bucaksız yalnızlığın ortasında kalmanın, başarının getirdiği o soğuk ve anlamsız şöhretin trajedisi bu. Kitabın o kaçınılmaz ve derin bir sessizliğe gömülen son sayfalarını kapattığınızda; insanı ayakta tutan şeyin hedefin kendisi değil, o hedefe giden yoldaki tutku ve inanç olduğunu, o inanç bittiğinde dünyanın en parlak zirvesinin bile karanlık bir okyanustan farksız kaldığını içiniz sızlayarak anlıyorsunuz.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,4bin okunma
10/10
·84 syf.·
Beğendi
·
2026 22. kitabı
Hüseyin Rahmi Gürpınar, Efsuncu Baba romanıyla toplumun en hassas ve tehlikeli yaralarından birine neşter vurur: Batıl inançlar ve cehalet. Yazar, insanların büyü, tılsım ve definesorluk gibi boş inançların peşinden sürüklenerek düştükleri trajikomik durumları kendine has o güçlü ironisiyle gözler önüne serer. ​Ancak bu eser sadece güldüren bir komedi değildir; arkasında çok ciddi bir sosyolojik eleştiri barındırır. Hüseyin Rahmi, hurafelerin ve batıl inançların bireysel hayatta nasıl tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini gösterirken, madalyonun diğer yüzünü de çevirir: Batıl inançların hakim olduğu, akıl ve bilimden uzaklaşmış bir toplumun nasıl içten içe çürüyüp yok olmaya başladığını çarpıcı bir şekilde anlatır. ​Edebiyatımızın bu güçlü toplumsal yergisini, dönem eleştirilerini seven tüm kitapseverlerin mutlaka okuması gerekiyor.
İnceleme
Efsuncu BabaHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202010,9bin okunma
Hayatın anlamını, varoluş sebebini arayan, yüce insan.
Puan vermedi
Tolstoy, herzaman okumaktan zevk aldığım, beni kendine çeken, her okuduğumda da beni kendime getiren bir yazardır. Bu kitabı daha önce okumadığım için de üzüldüm açıkçası. Benim gibi geç kalmadan okumanızı tavsiye ediyorum. Tolstoy kitabında beyhude bir yaşam sürdüğünü fark edip; varoluş sebebini aramaya başlıyor, "neden ve ya sonra" sorularını sorarak çıktığı yolda, sorularının cevabını akıl, bilim, felsefe ve insan ekseninde aramaya başlıyor. Tolstoy bu süreci anlatırken, hem araştırma yol ve yöntemlerine hem kendi düşünce dünyasında yaşadığı bunalımlara, buhranlara, intihar fikrine, yaşama arzusuna, hem boş ve anlamsız süregelen hayatına yer veriyor kitapta. Kendi öz eleştirisini öyle güzel yapıyor ki, bilgiye erişme yöntemleri ve zekasına hayran bırakıyor. Tolstoy uzun ve meşakkatli cevap arayışını, Tolstoy'a yakışır şekilde bütün incelikleriyle, bütün başvurulabilinecek kişi, yöntem ve delillerle yapıyor. Kitapta hayatını ve araştırma sürciniözetle şöyle anlatıyor: "Başıma gelenler şunun gibi bir şeydi: Oraya nasıl geldiğimi bilmeden, kendimi bilinmeyen bir sahilden yola çıkmış bir kayıkta bulmuştum. Diğer kıyıya olan yol gösterilmiş, tecrübesiz ellerime kürekler yerleştirilmiş ve yalnız bırakılmıştım. Kürekleri elimden geldiğince güçlü çekip hareket ediyordum. Fakat merkeze ne kadar varmaya çalışırsam çalışayım, akıntı beni yolumdan o kadar saptırıyordu ve gittikçe daha çok akıntıda yolunu kaybetmiş kişiyle karşılaşıyordum. Bazıları hâlâ kürek çekiyordu, bazılarıysa küreklerini atmıştı. İnsanlarla dolu büyük kayıklar, dev gemiler vardi. Bazısı akıntıya karşı mücadele ediyor, kimisi ise akıntıya kapılıp gidiyordu. Daha ileriye gittikçe akıntıyla nehrin aşağısına doğru sürüklenenleri görüyor ve gideceğim sahili iyice unutuyordum. Nehrin ortasında, akıntıyla aşağı
İtiraflarımLev Tolstoy · İskele Yayıncılık · 202129,4bin okunma