• 256 syf.
    ·2 günde
    İncelemeye başlamadan önce koyu bir Jean Seberg hayranı olarak, Jean Seberg’i saygıyla anıyorum.

    Kitap Jean Seberg’in hayatını, çocukluğundan ölümüne giden yolu tanıklar ve belgeler ışığında anlatıyor.

    Jean Seberg’den bahsetmek gerekirse; Amerika sinema dünyasının sıra dışı ismi. Kara Panterler Partisi’ne verdiği destek gerekçesiyle FBI’ın hedef gösterip hayatını bir kabusa çevirdiği ancak inancından geri adım atmayan bir efsane, bir ikon.

    Jean Seberg, 13 Kasım 1938 tarihinde ABD’nin lowa eyaletinin Marshalltown kentinde dünyaya gelir. Fransız yeni dalga sinemasının unutulmaz ismi haline gelecek olan Jean Seberg, tiyatroya büyüdüğü küçük kentte tutulur. 12 yaşından itibaren aktris olmak isteyen Jean ilk etkilendiği filmin kendisi gibi bir mücadele insanı olan Marlon Brando’nun rol aldığı ‘The Men’ olduğunu söyler.

    Jean Seberg, Marshalltown’da henüz 17’sinde iken beyazperdeye adım atar. Bernard Shaw’ın ünlü romanı ‘Saint Joan’ sinemaya uyarlanacaktır ve oyuncular için seçme düzenlenir. Bu seçmelere katılan Jean, 18 binden fazla aktrisin arasından yönetmen Otto Preminger tarafından seçilir. Ve, “Jeanne d’Arc”ı canlandırarak sinema ile tanışmış olur. Bu sıralarda rol aldığı filmlerde ortaya koyduğu performans kimi kesimlerce sert şekilde eleştirilirken kimi kesimlerce alkış alıyordu. Jean çareyi oyunculuk için daha çok çalışmakta bulmuştu. Ama İlk yapması gereken kamera ile barışmaktı. Çünkü kameralardan utandığını söyleyen Jean Seberg şöyle demişti: “Benim için kamera silah gibi bir şeydi. Her ‘Oyun’ diye bağırdıklarında, vurulacağımı düşünüyordum. Böyle bir duyguydu.”

    Bu dönemlerde çekilen Jean’in kariyerinde dönüm noktası denebilecek film ise ünlü yönetmen Jean-Luc Godard’ın çektiği ‘Serseri Aşıklar’ olur. Jean bu filmin ardından bir dönem eleştiri yağmuruna tutulduğu Hollywood’dan çok sayıda teklif almaya başlar.

    Jean’in hayatındaki önemli duraklardan biri de 1959’da Romain Gray ile tanışması olur. Kısa sürede evlenen çiftin Diego adını verdikleri bir oğulları olur. Bu evlilik uzun sürmez. Çift, 1970’de boşanır. Jean ve Romain arasındaki ilişki uzunca bir müddet hem onları hem de basını meşgul eder. Çift her daim arkadaş kalır.

    Başarı, aşk, başarısızlık, hüzün Jean’in hayatında birbirini kovalayan kavramlar halindedir. Hayatındaki belirsizlik de belki bu durumu körükleyen faktörlerden biri olmuştur. Jean’in hayatındaki belirleyici noktalardan biri de Kara Panterler Partisi ile yolunun keşismesi olur. Jean, siyahların kurduğu ayrımcılık karşıtı Kara Panterler Partisi’ne destek verir.
    Jean sinema dünyasının yaratmaya çalıştığı ‘güzel sarışın’ imgesinin dışına çıkmış, devletin gözünde ‘haddini aşmaya’ başlamıştır. Jean’in politik kimliği FBI’ın da dikkatini çekmeye başlamıştı.

    FBI, Jean’i takip etmeye ve telefonunu dinlemeye başlar. 3 yıl süren takip süresinin ardından yetkili makamlarca Jean Seberg’e karşı bir karalama kampanyası başlatılır. Los Angeles Times ve Newsweek gibi büyük yayın organları, bu görevin medya ayağını üstlenir.
    FBI, basına, hamile olan Jean’in bebeğinin Kara Panterler’in liderinden olduğuna ilişkin bir iddia servis eder. Jean’in eşi Romain, bebeğin babasının kendisi olduğunu açıklar lakin bu, iddiayı sönümlendirmez. FBI ve medya, haddini aşan bir saldırıya geçmiştir. Ki şüphesiz Jean’i üzen Kara Panterler’den biriyle ilişki yaşama iddiası değil gerçek dışı bir iddianın kendisini karalamak için kullanılmasıdır. Jean yaşadıkları nedeniyle hamileliğinin 7. ayında hastaneye kaldırılır. Hastaneden bir arkadaşına yazdığı mektubunda şunları söyler: “Çocuğumu düşürmemek için dişi bir kaplan gibi mücadele ediyorum. Irkçı Amerika için dillere destan bir olay olacak.”

    Erken doğum yapan Jean’in Nina ismini verdiği bebeği iki gün sonra yaşamını yitirir. Basın, çocuğun siyah olduğunu iddia eder. Jean Seberg, iddiaları yalanlamak adına bir basın toplantısı düzenler. Basın toplantısına ölü bebeğinin içinde bulunduğu camdan bir küvözle gelir. Yaşadığı o zor günlerin cisimleşmiş halidir artık o küvöz. Nesneleşmiş, elle tutulur acısıdır. İnsanların şaşkın bakışların arasında küvözü havaya kaldırır ve haykırır: “Bakın! Beyaz işte"

    Jean Seberg, 14 yaşından itibaren ırkçılığa uğrayan insanlara yapılanlara tanık olduğunu belirterek, yaşadıklarından sonra da savunduğu doğrulardan vazgeçmez. Kendisine yönelik başlatılan linç kampanyası ve bu nedenle kaybettiği bebeğinin ardından bu düzenin içinde hayata devam etmek onun için kolay olmadı. Hem de hiç… Birkaç kez intihara teşebbüs eder. Bu olay sonrası neredeyse hiç film çekmez, bir kez daha evlenir. Cezayir üzerindeki sömürge politikaları konusunda araştırma yapar. Alkol ve şiirle daha bir yakınlaşır. Jean Seberg, 1978’de Liberation’da yayımlanan yazısında “Kendinden olmayanı kendin gibi sev” ifadelerini kullanır.

    Tarih 1979 yılının Ağustos ayını Paris dışında bir yerde otomobilinde battaniye sarılı olarak yaşamını yitirmiş halde bulunur. Yanında içi boş bir kutu uyku ilacı ve intihar notu ile.
    Jean hayattan ayrılırken sadece oğluna veda etmek istemiştir, notta şöyle yazar: “Diego, sevgili oğlum, beni affet. artık yaşayamıyordum. beni anla. bunu yapabileceğini biliyorum ve seni sevdiğimi biliyorsun. güçlü ol. seni seven annen.”
    Ölümü kayıtlara intihar olarak geçse de ölümünden hep FBI sorumlu tutulur.

    Cenazesinde konuşan Rahip Johnson, Jean Seberg’i çağının Jeanne d’Arc’ı olarak tanımlamış ve şunları söylemişti;
    “Jean’i bir azize ya da bir tanrıça gibi görmek için burada değiliz. Biz hikâyenin öbür tarafını dile getirmek için buradayız. O, benzemek istediği Jeanne d’Arc misali, adaletsizliğin karşısında duran bir savaşçıydı. Sanki ondan bir ses duymuştu; o sesten sapamadı.”

    Jean’in ölümünün ardından bir yıl sonra Romain Gray de intihar ederek yaşamına son verir.

    Jean’in ölümünde FBI’in fiili olarak parmağı olup olmadığı bugün hala tartışılan bir konu. Jean ise kendisiyle özdeşleşen kısacık saçları ve terk etmediği inancıyla, ayrımcılığa karşı direnenlerin arasında, yanıbaşında var olmaya devam ediyor.

    Özetlersek Jean Seberg; 40 yıllık ömründe 34 filmde görünen Amerikalı aktris, daha çok Fransız filmleri ile tanındı. ABD’de Kara Panterler örgütüne verdiği destek nedeni ile FBI’ın kara listesine ve cadı avına maruz kaldı.

    Maurice Guichard, ünlü aktristin yakınları, arkadaşları ve dostlarıyla söyleşerek, anılar ve belgeler ışığında biyografisini kaleme almış çocukluğundan başlayarak Seberg’in yaşamındaki bilinmeyen yönleri, filmlerini, aşklarını, şaşırtıcı kişiliğini, yaşadığı ortamı ve onun trajik sonunu hazırlayan evrelerini roman tadında sunmuş. İncelemeyi kitaptan bir paragrafla bitiriyorum.

    “Bir hiç uğruna yola çıkmış, doruklara ulaşmıştı. Sırf çalışmanın ve yeteneğin insanı başarılı kıldığını kanıtlamıştı. Azınlıkları savunan siyasal yaklaşımı ve bu yaklaşımın kendi üzerindeki dramatik sonuçları, maruz kaldığı saldırılar benim nezdimde onu daha sempatik kılmıştır.”
  • Çok daha fazla, ah evet
    çok daha fazla, susabilir insan

    saatlerce
    ölülerin bakışları misali kıpırtısız bakışlarla
    bir sigara dumanına dalabilir insan
    bir fincanın biçimine ya da
    renksiz bir çiçeğe, bir halıya
    düşsel bir çizgiye, duvara

    kuru pençelerle
    perdeyi bir kenara çekip insan görebilir
    sokak ortasında delice bir yağmurun yağdığını
    bir çocuğun renkli uçurtmasıyla
    bir balkonun altında durduğunu
    eski bir at arabasının boş alanı
    gürültüyle aceleyle terk ettiğini

    olduğu gibi insan yerinde durabilir
    perde kenarında, ancak kör, ancak sağır,
    haykırabilir insan
    korkunç yalancı, korkunç yabancı bir sesle
    “seviyorum” diye
    bir adamın güçlü kolları arasında
    güzel ve sağlıklı bir dişi olabilir

    deriden sofra bir gövdeyle
    iri sert iki memeyle
    bir sarhoşun, bir delinin, bir serserinin yatağında
    kirletebilir insan bir aşkın masumiyetini.
    kurnazca aşağılayabilir insan
    şaşılası her bulmacayı
    sadece bir tek bilmecenin çözümüyle uğraşabilir
    sadece boş bir yanıtın bulunuşuyla avunabilir
    boş bir yanıt, evet beş ya da altı harflik.

    bir ömür diz çökebilir insan
    öne eğik başla, soğuk bir türbenin eşiğinde
    bilinmez bir mezarda tanrıyı görebilir
    değersiz birkaç bozuklukla inanabilir
    bir caminin odacıklarında çürüyebilir
    mezar duaları okuyan bir ihtiyar gibi
    bir sıfır gibi, eksilmede, arttırmada, çarpımda yahut
    hep aynı sonuca varabilir

    kahrının kozasında senin gözlerini
    eski bir ayakkabının uçuk düğmesi sanabilir
    su gibi kendi çukurunda kuruyabilir insan.
    bir anın güzelliğini utangaçlıkla
    gülünç şipşak bir resim gibi
    sandığın dibinde saklayabilir
    boş kalmış çerçevesinde bir günün, insan
    bir hükümlü, bir yenik, yahut
    çarmıha gerilmiş birinin resmini koyabilir
    bir duvarın yarıklarını suratçıklarla kapatabilir
    daha anlamsız resimlere karışabilir.

    kurma bebekler gibi olabilir insan.
    camdan boncuk iki gözle kendi dünyasını gören
    kadife bir kutu içinde
    saman dolu bir gövdeyle
    yıllarca tül ve boncuk ortasında uyuyabilir
    tüm hercai ellerin her baskısıyla
    nedensiz haykırabilir:
    “ah, ben pek mutluyum”

    Füruğ Ferruhzad
  • SİZ HANGİ TÜR KİBRİT ÇÖPÜSÜNÜZ HİÇ MERAK ETTİNİZ Mİ ?
    Ben kibrit çöplerini insanların yaşamlarına benzetirim… Kibrit kutusu insanın yaşadığı toplumu ifade eder bir bakıma. Bazı kibrit çöpleri vardır bir amaç için yanarlar, kimi bir sigara yakar, kimi bir ocak, kimi boş yere yanıp tükenir hiç bir işe yaramadan, kimi ise bir ormanı bir evi büyük bir alanı yakar kül eder kendisiyle birlikte.
    Kibrit kutusunu açıp baktığınızda hepsi aynı gibi gözükse de birbirinden farklı kibrit çöpleri vardır. Bazıları yanmayacak kadar incedir, yakarken kırılır zannedersiniz ama bilirsiniz ki en iyi onlar yanar.
    Bazıları da epeyce kalın. Zannedersiniz ki yanınca yeri göğü yakacak ama yakınca bir bakarsınız fıs diye bir ses çıkarır kendisini bile yakamaz, sadece ucundaki kimyasal madde alev bile almadan kararır gider.
    Kimileri eğri büğrüdür ama yinede bir kibrit çöpünden beklenen fonksiyonları eksiksiz yerine getirirler. Her zaman en üstteki kibrit çöpleri en önce yanar.
    Bir büyüğümüzün çok sevdiğim bir lafı vardır: ‘Bir ağaçtan binlerce kibrit çöpü çıkar, bir kibrit çöpü bir ormanı yakar.’
    Yanıp bitme hayatın bitmesi gibidir, ucundan başlar yavaş yavaş dibine doğru sonunda da kapkara bir şey kalır. İşte insan yaşamı da bu kibrit çöplerine benzer.
    Kimi insanlar vardır kötü işler yaparlar, orman yakma misali, kimi insanlar vardır kendinden beklenileni asla yerine getiremezler, kalın kibrit çöpleri gibi kendi kendilerini yok eder giderler, kimi insanlar vardır bir lambanın fitilini yakarlar kendileri yok olup gitse de ışığı kalır.
    Bazı kibrit çöpleri de aykırı insanları ifade eder, tüm kibrit çöpleri aynı yöne bakarken onlar tam tersine bakar kutuda. Kutu açıldığında ilk onlar göze çarpar ve herkesten önce yanarlar. AYKIRILIK BAŞA BELADIR.
    Bazı kibrit çöpleri birbirine yapışmıştır. Dikkat ederseniz onlarda kafadar insanlar gibidirler. Kanka misali biri yanınca diğeri de yanar.
    Ama en tehlikelisi kendisiyle birlikte kutuyu da yakan kibrit çöpleridir. İÇİNDE BULUNDUKLARI TOPLUMU ÇÖKERTİRLER.
    Bazı kibrit çöplerinin ucunda kimyasal maddesi yoktur. Ne yaparsa yapsınlar yanamazlar. Toplumun içerisinde ot gibi yaşar giderler. Toplum nereye onlar oraya.(alıntI)