Genel olarak Müslüman, birey olarak var değildir.
Müslüman olarak yaşamak ve ayakta kalmak istiyorsa
topluluk ve düzen yaratmak mecburiyetindedir. O dünyayı degiştirmek zorundadır, aksi taktirde o değişecektir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir kimse isterse Müslüman olur isterse olmaz!..Bu hususta tamamen hürdür!.. Acaba kemalist olup olmamak da öyle midir?!. Sırf gönlünüzde antikemalist olabilirsiniz!. Bu hisler dışa vuruldukça inkılâbın kılıcı başınızın üstünde parıldamaya başlar!..
Bir fâninin irâdesi ile bütün gelecek nesilleri bağlamak (hem de kaanun zoruyla) hayatın dinamizmine meydan okuyarak inatlaşmak ne çirkin ve gülünç bir taassuptur!..
-Kadir Mısıroğlu
İstese bütün Avrupa'yı baştan başa çiğneyerek Manş Denizi'ne çıkabilirdi (Sultan Süleyman Han). Fakat onu durduran, "müslüman nüfusun azlığı" idi. Vaktiyle Hunlar da Avrupa üzerine yerleşmişlerdi. Fakat bunlar zamanla Almanya'da Alman, İtalya'da İtalyan, Fransa'da Fransız olup kaybolmuşlardır. Osmanlılar'ın böyle bir âkıbetle karşılaşmaması için Tuna Nehri, Avrupa'daki kuzey hudutları için tabiî bir sınır kabul edilmiş, onun kuzeyi ile de zaman zaman sırf harp sahası olarak ilgilenilmiştir.
Şer'î kaideler, beşeri irâde mahsûlu olmayıp ilâhî menşelidirler. Böyle olmasa kanunları koyanlar, onu kendileri tatbik edecekleri için kendi işine ve kolayına gelen kâidelerle bir hukuk sistemi vücuda getirirler. Bu takdirde o sistemle yürüyen devletler, tam bir hukuk devleti olamazlar. Çünkü kanunu yapan da, tatbik eden de kendileridir. Kanunu ortaya çıkaran ile tatbik eden aynı irade olursa, beşeri zaaflar dolayısıyla adâletin mutlak bir sûrette korunması mümkün olamaz.