"Tüm yollar eninde sonunda aynı yere varır sevgili Gladys."
"Neresiymiş orası?"
"Hayal kırıklığı."
"Hayatı hayal kırıklığıyla tanıdım ben."
Oscar Wilde’ın bu diyalogları ne kadar da doğru…
Hayal kurarız. Hatta öyle sahneler çizeriz ki zihnimizde, sesini duyar, yüzünü görür, o anı yaşar gibi oluruz. O kadar kaptırırız ki kendimizi, kötü sonuçlanma ihtimali aklımızın ucundan bile geçmez.
Ama sonra...
Tanıştığımız ilk hayal kırıklığı, kurduğumuz bin dünyaya bedel olur.
İnsanlar hayalleri çoğu zaman hafife alır. Oysa kimileri için hayaller bir kaçış değil, bir sığınaktır; neredeyse bir aile gibi. Ama aynı zamanda tehlikelidirler de. Gerçeklikten ne kadar koparsan, zihinsel uçurum o kadar derinleşir.
Ve yine de güzeldir hayal kurmak.
Farkındayım, çelişiyorum. Çünkü hayaller, ilaç gibidir.
Dozunda alırsan iyileştirir. Ama fazlası...
Zehir olur.
Ve bu zehrin bedeli, bazen bir ömre mal olabilir.