Odasında, yatağının üzerinde kucaklaştık. Onun uyku tulumunun içinde, yağmuru dinlerken öpüştük, sonra şundan bundan konuştuk, her şeyden; dünyanın oluşumundan tut da, rafadan yumurtanın nasıl pişirileceğine değin.
Sık sık beni çıkmaz sokaklara ya da anlaşılmaz mantık silsilelerinin sonsuz labirentlerine götürüp bırakırdı. Kendimi, Deli Şapkacı'yla birbirlerine sonu olmayan şakalar yapan Alis gibi hissediyordum. Kendi mantığımın garip evrenine dönebilmek için satranç tahtasının üzerinde ayak izlerimi takip etmek zorundaydım.